16 Mayıs 2026

Beyaz Gömlekle Karakol Yolları: İstanbul'dan Diyarbakır'a, Sıfır Noktasına

Haziran, 2024
Uğruna 10 kilo alıp bütün sosyal hayatımın içine ettiğim, beş kuruş paramın olmadığı, dayımdan neredeyse 700k borç alıp İstanbul'da hazırlanmaya karar verdiğim sınavımın üstünden nerdeyse iki ay geçti. Daha sınavdayken anlamıştım zaten istediğim bölümün İstanbul'da gelmeyeceğinden ama en azından bi şey kazanıyorum diye seviniyorum. 
Özelde çalışmak, girdiğim kliniklerle alakalıdır belki bilmiyorum, beni kendimden de hayatımdan da mesleğimden de soğutmuştu. Tavrım aşırı kesin ve netti, bu sınav olmazsa mesleği bırakıp metin yazarlığı için iş arayacaktım. Asgari ücret alırım ama en azından eve gidince hasta düşünmem, belim boynum bu kadar ağrımaz, belki cumartesi tatil olurum ya da yarım gün çalışırım... Ama istifa ettiğim klinikteki gibi 11'den 22'ye, hatta bazen 10'dan 22'ye çalışmam. 
Çok şükür, dört buçuk ayda aniden istifa ederek (gerçekten aniden bu arada, bi anda, başhekim şok oldu.) en azından istediğim bölümü, şehir seçeneklerim pek iyi olmasa da kazandım. Hem de sınavı benden önce kazanan arkadaşımın kitaplarıyla, dershanesiz bi şeysiz. Yukarıdaki bana "Dişçiliği bırakma Tolgi! Daha yaşayacak bir sürü maceran var!" dedi resmen. 
İstanbul'dan ayrılıyorum. Dünyadaki her şeyden ayrılabilirdim; evim, işim, sevgilim... Ama bu şehirden asla ayrılamam sanıyordum. "Beni bu şehre gömünnnn!" diye ağlayıp zırladığım, bayramda seyranda anneme "Büte kaldım yaaa, gelemem, hoca ders çalışmanız lazım diyooo." diye yalanlar söyleyip memlekete aylarca dönmediğim şehirden en geç iki aya taşınıyorum. Büyük konuşmamak lazımmış, hayat siz planlar yaparken arkanızdan sinsi sinsi gülümsüyor çünkü. "Hani ayrılamazdınnnn, nanikkkk!" yaparak hem de. 
İki gündür de bi numara beni düzenli olarak arıyor. Eskiden olsa "Hastalarımdan biridir." der açardım ama aylardır evdeyim, insan yüzü görmedim, hatta gün yüzü bile görmemiş olabilirim. İlk insana doğru evrimin anasını ağlattım çünkü. Beni doğuran ana bile tanıyamaz bu halimi. Bilmediğim numaları açmayı da pek sevmiyorum, saçma sapan bi şekilde geriliyorum. Meşgule atıp YouTube'dan bi şeyler izlemeye devam ediyordum. Ta ki şu mesaja kadar:
"Doğancılar Karakol'undan arıyorum. Açar mısınız lütfen şu telefonu?"
Allahımmmmmm! Ben ne bok yedimmmm! Aylardır da evdeyim, evde mi bi bok yedim diye düşünüyorum ama yok yok! Adıma kredi mi çektiler, senet mi imzaladılar, kimliğimi çalıp bi şey mi yaptılar! Ben demiştim, eski mavi kimliğimi az mı parçalayıp çöpe attım acaba, onu mu birleştirdiler? Ayyy, benim şerefsiz arkadaş grubumla mı alakalı acaba, kesin bizimkiler bi şey yaptı, bana suç attılar. Ya da beni şahit gösterdiler. Ayyy, saçmalamayın, bana güvenilir mi şahit olarak! 
Adamı hemen aradım. 
"Buyrun?"
"Tolga Bey merhabalar. Bu hafta ifade vermeniz gerekiyor. Hakkınızda şikayet var. xxxx ile ilgili. Hastanızmış."
Yok artık! Bir hastayla ilk mezun olduğumda iki sene önce bi olay yaşamıştık. Ben o olay çözüldü zannediyordum. Çünkü her bakanlığa beni şikayet etmişti, hepsine savunmamı yazdım, aradılar anlattım, dosyayı kapattılar. Bir de karakola gitmiş, hakkımda 'adam yaralama dosyası' açtırmış!  
Daha önce bir kere karakola gitmiştim gecenin bir saati, berbat bir deneyimdi, muhtemelen bu da öyle olacak. Kalbim nasıl hızlı çarptı size anlatamam. Ayyy, itiraf edeyim, başıma gelen böyle polistir kriminaldir, bu tür olaylarda aklıma hemen liseli bir ergen gibi "Şimdi ben anneme ne diyeceğim?" geliyor. 
"İki üç gün içinde gelirseniz iyi olur." dedi adam. Aşırı kibardı bu arada. İki sene öncenin olayı için neden şimdi ulaştıklarını sordum, "Sıra ancak geldi, o kadar çok dosya var ki..." dedi. 
Telefonu kapatır kapatmaz o dönem ben savunmalarımı yazarken çalıştığım yerin avukatı olan kızı aradım. İyi anlaşmıştık, umarım beni hatırlar. Kendisine bir sürü espri yapmıştım o stresim içinde işimi hızlıca çözsün diye, unutursa poposunu keserim. 
Açtı, durumu anlattım, "Birazdan arayacağım sizi." dedi. Meğer eski kliniğimi arayıp izin almış yardımcı olayım mı diye. Sonra tekrar aradı, o dönem "Ben sizinle her yere gelirimmmmm." diyen avukat kızımız gelemeyeceğini, tek başına gitmem gerektiğini söyledi. Bir şeyler anlattı, kapattı. Bu kadar yardımcı olabilirmiş. 
Beş kuruş param yok avukata verecek. Avukat falan tutamam, gider o parayla Adana dürüm yerim bir hafta. Tek tabanca halimle her şeyi halletmem lazım. Sakin olmalıyım.

2 gün sonra...
Maalesef magazin çukurunda büyümüş bir ruh hastası olarak eski kuşağa ait çoğu şeyi hatırlıyorum. Offf ne hatırlaması! Beynimin yüzde doksanı onlarla dolu. Bu bilgiler yüzünden yeni bilgileri öğrenemiyorum. Beynim gereksiz onlarca şeyle dolu. Sibel Can otel olayı, Gülben Ergen'in basın açıklaması, Seren Serengil'in Gülben diyince havlayan köpeği, Asena-İbrahim Tatlıses, Gelinim Olur Musun Sinem'in operasyonu; bu ve bunlar gibi tonla şey. 
O yüzden ifade vermeye gitmeye hazırlanan her gencin yapması gereken şeyi yaptım. Hayırrr! Sakinleştirici almadım, bir avukat tutmadım. Evet, doğru bildin. Beyaz bir gömlek satın aldım ve ifade vermeye onunla gittim! Gülben Ergen gibi Allah kolyesi de takacaktım ama bulamadım Üsküdar'da. Karakol çıkışı da Gamze'ye kahvaltıya gideceğim.
Karakola girdim, sora sora beni arayan adamın odasını buldum. Ben baya sorgu odası gibi bir şey beklerken bana su ve çay ikram ettiler. Şansıma yazan polis de benimle konuşan polis de dünya tatlısı insanlardı. İfademi aldılar. Dünyanın en kısa ifadesini verdim. Yani daha doğrusu yazacak hiçbir şey bulamadık. Bir de hayat ne garip, ben kanal tedavisi yüzünden ifade veriyorum hakkımda 'adam yaralama' diye dosya var ancak birkaç aya kanal tedavisi uzmanlığına başlıyorum başka bir şehirde. 
Karakoldan çıktım. Polis beyin üstümdeki gömlekten etkilendiğini sanmıyorum. Yani gömleğe para vermesem de olurmuş bu parasızlıkta. Sonra da ilk otobüse atlayıp paşa paşa Gamze'ye kahvaltıya gittim. 

Temmuz, 2024
Diyarbakır'a geldim, üniversiteye uzmanlık için kaydım yapılıyor. Buradaki şiveye alışmam epey zaman alacak. Az önce bi belge çıktısı almam gerekti, odanın yerini sorduğum kişinin şivesinden hiçbir şey anlamadığım için başka birine bir daha sordum. 
Kaydı yapan adam "Erkenden sizi başlatacağız hocam, okulun ihtiyacı var. O yüzden evinizi hızlıca ayarlayın." dedi. Şükürler olsun parasızlıktan kurtuluyorum. Normalde en az iki ay sürüyor arayıp başlatmaları, hemen çağıracaklarmış. Sonunda getir'de ucuza zurna dürüm kampanyası kovaladığım günlerim bitiyor. 

Ağustos, 2024
Adama güvenip annemi Adana'dan Diyarbakır'a yolladım ve "Hemennnnn bana ev tut! Baksana hemen başlatacaklarmış! Sokakta mı kalayım istiyorsun!" dedim. Beğendiğimiz ilk evi tuttuk. Dayımdan yine tonla para borç aldım, şerefsiz ev sahibim üç kira depozito istedi çünkü. 
Bi grup kurdular whatsapp'ta. Bölüme beraber başlayacağım kişiler var. Bu insanlara da aşırı şaşırıyorum var ya, benim asla aklıma gelmiyor "ben kiminle beraber başlıyorum, ayyy dur hemen grup açayım numaralarını bulup." demek. Nasıl olsa göreceğim sizi hem de üç yıl. Bütün sınav gruplarını da sınavdan çıkar çıkmaz sessize aldım, yeni hayatıma odaklanıyorum. Herkes birbirine "hocam hocam" diyip duruyor. Öfff, ne bu bayık saygı. 
Bi sabah ben yine evde boş boş otururken gruba bir mesaj geldi, bi kız "Beni aradılar, haftaya başlıyorum." diye yazmış. Allahım sana şükürler olsun, bi tık erken aramışlar ama yol iznim var neticede. Birazdan beni de arayacaklar kesin. Sonra da nakliyedir, eşyaları kutulamaktır, onlarla uğraşmaya başlarım artık. 

İki saat sonra...
Beni kimse aramadı! Vallahi aramadı! Ben mi okulu arasam acaba? Beni unuttunuz mu yahu! Gruptaki herkes aranmış, bi ben kalmışım! 

İki gün sonra...
Okulu ben aradım "Siz beni niye unuttunuz yaaaa???" diye hesap sormaya. Ben gittim ev bile tuttum başlayacağım diye! Ev sahibimle konuştum, İstanbul'u kapatıyorum! Aloooo, başlamam lazım aloo! 
Adam demez mi telefonda "Hocam sizin karakolda dosyanız görünüyor, okul sizi o dosya kapanana kadar başlatmayacak." diye. 
Ulannnn! Ben ne bileyim dosya ne zaman kapanacak! İki sene sonra sıram gelmiş ifade vermişim, Allah bilir ne zaman sonuçlanacak. Ben o sonuçlanana kadar mı bekleyeceğim. Ayyy, yaşlanırım yemin ediyorum. Dayımdan yine borç mu alacağım, adama olan borcum sıra dağlar gibi oldu, denize paralel uzanıyor. 
Hem ne suçum var be! Komplikasyon dosyası bu, hekimlikle ilgili yani! Gören de bi bok yedim sanacak. Var ya millet neler neler yapıyor bir şey olmuyor, canına yandığımın ülkesinde gariban Tolgi'nin başı yandı. Magazinlere çıkacağım kredi kartı ekstrelerimi gösterip, dayımdan bana borç verdiğine dair senet bi şey yapsaydım keşke! Açar onları gösterirdim kameralara! İşin kötüsü, ben baya evi kapatıp Diyarbakır'a geliyorum. Bilseydim gelmez, İstanbul'da partilemeye devam ederdim. Tam benim yapacağım hareketti yine adama güvenip erkenden şehir değiştirmek!

Ağustos, 2024
Diyarbakır'dayım. Taşındım. Bir hafta oldu. Dipteyim, sondayım, depresyondayım. İki senelik ilişkim, "Ben sensiz yapamam. Gider geliriz." demesine rağmen birinci hafta beni telefondan "Uzak mesafe ilişkisinden emin değilim." diyerek terk etti. Beş kuruş param yok. Kocaman bir şehirde kimsem yok. Hava çok sıcak ve klimam yok. İşim yok, eşim yok. O kadar huzursuz uyuyorum ki her gün, kedim bile geceleri uyanıyor benim gibi. 
Hayatım sıfır noktasında. Hatta ekside. Daha kötü günlerim olmamış gibi geliyor. Bu dipten çıkmam lazım. Üstelik asker kaçağıyım. İşe başlamazsam kimlik kontrolünde başıma bi işler gelebilir. 

Eylül, 2024
Bi avukat buldum. Bu işlere bakıyormuş. İşe başlamam için sanırım dava açacağız. Ayyy bi bu eksikti. Daha okula gelmeden hem "Karakolda dosyası bulunan hoca" oldum hem de "okula dava açan hoca"! Baya ünlüyüm bu arada, herkes her şeyi biliyor, nasıl bu kadar hızlı yayıldı anlamadım. Okula bi uğrar gibi oldum, Tarkan gibiydim yemin ederim idare katında. 
Avukat çok para istiyor ama mecbur kalmak üzereyim. Herkes işe başladı. Okuldan fotoğraf atıyorlar, hasta bakıyorlar, ilk maaşlarını aldılar. Bir de bana bak. 
Avukata göre geç de olsa her şeyi halledeceğiz. Birkaç belge istedi benden okuldan almam lazımmış. Okula gittim, canım aşırı sıkkın. Herkes bana üzülüyor ama kimsenin elinden bi şey gelmiyor nedense. Birkaç kişiyle arkadaş olmuştum, durumları anlattım. Başhekime gitmemi söylediler, bi de orada bi şansımı deneyeyim diye. 
Odasını buldum, ilk gittiğimde odasında değildi. Öyle bi dönem geçiriyordum ki, en küçük olumsuzluk gözümde bir dev oluyordu. Alt tarafı kadın odasında değil, belli ki işi var birazdan gelecek. Ama benim o an içimdeki yangınları, dudaklarımın titremesini, kırık kalbimi anlatmamın imkanı yok. Kendimi, üzüntümü kontrol edemiyordum. 
İkinci gidişimde buldum. Tatlı sert bi kadına benziyordu. Durumu anlattım, "Hocam," dedim, "Kesinlikle davayla gelmek istemiyorum ama durum bu. Kötü durumdayım, yardımcı olur musunuz?" Bu arada gerçekten kazanacağım para falan umurumda değil, başlangıcımı böyle yapmak istemiyorum. Zaten baya ünlü oldum koca okulda, bi de dava derken iyice boku çıkacak. Benden bütün olanları tek tek yazmamı istedi. Avukata durumu anlattım, her şeyi o yazdı. Bilmediğim onlarca Osmanlıca terimle yazmış, bi bok anlamadım. Kağıdı teslim ettim. İnşallah kadın anlar.

Ekim, 2024
Şükürler olsun, aradılar! Bir buçuk ay kayıpla başladım ama olsun. Ya başhekim araya girdi ya da bi süre vardı, onun geçmesini beklediler. Benimle uğraşmak istememiş de olabilirler, bilmiyorum. 

NOT: Bu süreç, bana o kadar fazla şey öğretti ve beni o kadar olgunlaştırdı ki. Sıfırdan başlamak ne demek, hayat bana onu gösterdi. 
Burada çok farklı insanlarla tanıştım. Ben İstanbul'da meğer hep kendim gibi insanlarla yakın arkadaş olmuşum. Kimseyi ne yaparsa yapsın yargılamayan, beyin olarak olgun ama bi yandan da hareketli, keyif insanı, neyi varsa saklamadan ortalığa sansürsüz anlatan, kalbi ağzında, kendine özen gösteren, açık fikirli, aydın, kültürlü... Böyle insanlara alışkınım, ben de onlardan biriydim çünkü. 
Burada ilk kez kendimden farklı birilerini gördüm. Alışamadım, garipsedim. En başta salak gibi İstanbul'da yediğim bokları herkese anlattım, fena yargıladılar bence beni. Sonra kendimi geri çektim, şimdi ayarımı buldum. Yakın hissettiğim birkaç kişi var, keyfim aşırı yerinde. Nazar değmesin!

NOT 2: Fotoğrafı Gemini yaptı, bayıldım ya!