1 Ocak 2018

Yeni yıla nasıl girersen...

2017, etrafımdaki birçok insan için olduğu gibi benim için de nahoş bir yıldı. Uzatmaya gerek yok, zaten Ağustos'a kadar Tolga Tilbe hâlim devam etmişti. Sonrasını okuduysan biliyorsundur, yazın telefonda duyduklarım karşısında kocaman bir hayal kırıklığı ve iki hafta da ona üzülme evresi. En son, bi silkeleniş, kendime geliş. O yüzden ilk dokuz ayı saymıyorum pek. Ama ondan sonrası fena değil, diyebilirim sanırım. 
Bazı şeyleri ayrıntılarıyla uzun uzun daha sonra anlatacağım ama neler yaptım bi bakalım...
-Kıbrıs'a en yakın arkadaşımın yanına tatile gittim ve çocuğa 4 kilo aldırdım. Gidiş biletimi alıp dönüş biletimi almaya üşendiğim için 10 gün sonra dönmeye karar verdiğimde, ertesi günkü bilet fiyatlarını gören annem tarafından "Ben sana bu fiyata hayatta bilet almam. Artık yüzerek mi gelirsin, orada mı yaşamaya karar verirsin bilmiyorum ama üşengeçliğinin cezasını çek, hadi öptüm oğlum." şeklinde bir cevap aldığım için resmen oraya yerleşecektim. 
-Sevişgen çift faciasından sonra doğru dürüst bir ev arkadaşı buldum ve üçüncü evime çıktım. 2017'de kendimi hep kocaman üç valizimi nefes nefese bi halde taşımaya çalışırken hatırlıyorum sanırım. Ev arkadaşım eve bir ay sonra geldiği için, eve eşyaları yerleştirmek, evi temizlemek, bilmem kaçıncı kez o lanet faturaları üzerime almak için mahalle mahalle sürünmem derken, sonunda bi düzen oturtabildim. Ara sıra pisliğin, kutuların arasında yorgunluktan uyuyakaldım ama ne yapalım.
-Sanırım yazmamıştım ama ben yeniden tiyatro sahnesine dönüyorum. Gerçekten, hayatımda ihtiyacım olan en önemli şeylerden birisiymiş bu, o kadar iyi anlıyorum ki bunu provalarda. Efsane bir karakteri oynuyorum, tanıyabileceğin en dengesiz, en sahtekar, en yalancı, en bi ânı bi ânını tutmayan. Bir aksilik olmazsa mayıs ayında sanırım, sahnedeyiz. Oyunun yeniden yazımının büyük kısmını ben yaptım, birkaç aya yeniden konuşuruz bunu.
-Bunu da yazmadım. Ben bi kurs buldum Kartal'da, aylardır ona gidiyorum. Hayallerim arasında 'radyo programcısı' olmak yoktu ama program metinlerimi blogta kullanabilirim diye yazılmak istedim. Sonra inanılmaz sevdiğimi fark ettim bu işi. Sanırım fena değilim, altından kalkabiliyorum. Sadece mikrofon önüme ilk geldiği an bi duruyorum, utanıyorum. Sonra sadece konuşmaya başlamam yeterli oluyormuş, Allah Allaaaah! Kulaklıktan kendi sesimi duya duya bi şeyler anlatıp duruyorum her cumartesi. Birkaç haftaya bu konuyla alakalı bi sürpriz yapacağım sanırım bi radyo istasyonunda ama onu o zaman anlatırım. Baya "Dididididiceyyy Tolga" olma yolundayım.
-Dünyanın en efsane yönetmeni ve senaristinden senaryo dersi almaya başladımmm! Adam Yavuz Turgul'un yardımcı yönetmenliğini yapmış, tanımadığı kişi yok, kırk beş tane ödül almış, Hollanda'dan yine ödül alıp gelmiş; geçen eşiyle beraber gördüm, Moda'nın ortasında adamın eşine "Merhabalaaaar! Aaaa, ben de Erhan Hoca'nın en sevdiği öğrencisiyim işte, hehehe!" diye bağıra bağıra konuştum. Sonra derse geldik, adam beni aylardır Turgut olarak biliyormuş meğer. Bunu duyunca ortalığı ayağa öyle bi kaldırdım ki şu an muhtemelen beynine işledi adamın, gece rüyasına giriyorumdur "Tolgaaaa de banaaa, Tolga deeee!" diyerek.
-Gülse Birsel'le tanıştım, filminin ilk galasında resmen imkansızı oldurdum. Kulis kapısında olay çıkardım, güvenlikle kavga ettim ama başardım mı başardımmm! 
-Bu hafta Bennu Yıldırımlar'la tanışmaya ve hayalimdeki şeyleri anlatmaya gidiyorum. Bana şans dile...
-Şunu yazmadan dün neler olduğunu anlatmaya geçmeyeyim. Beş kuruş param yok... Vodafone uygulamasında yanlış bi yere tıkladım sanırım, bi anda faturalı oluverdim. "Ayyy, ne güzel yaa faturalı olmak, interneti kullan kullan bitmiyor abiii, ovv yeee!" diyerek, o kadar internet kullandım ki, geçen gün faturamı öderken elimde simitle ağlıyordum. Şimdi de, Vodafone benim internet kullanımıma sınır getirsin diye bi ayar yaptı, asla paket alamıyorum ve internet kullanamıyorum. Sürekli arkadaşlarımın evinde, orada burada, kumarhanelerde giriyorum yine internete. Bi arpa boy yol ilerleyemedim yani bu konuda. 
***
Dün, en yakın arkadaşlarımın birkaçıyla beraber, arkadaşımın evinde yeni yılı kutlamak için bi araya geldik. Önce herkesi bana çağırasım geldi ama evimin dağda olduğunu ve ayrıca 1 Ocak'a o evde uyanmak istemediğimi de unutmuşum. O yüzden bu korkunç fikri aklımdan hemen sildim ve biraz geç kalsam da arkadaşımın evine geldim.
Alışveriş yaptık, klasik, içkiler, cipsler, abur cuburlar derken; oturup yemek yedik. Alışverişte o kadar cips aldılar ki, Migros'tan sponsorluk teklifi bekledim, diyebilirim. 
Buraları hızlı hızlı geçmek istiyorum asıl olaylara gelmek için. On iki oldu saat, Mezdeke eşliğinde dans ederek girdik, buraya kadar güzel. Birkaç saat sonra arkadaşlarımız gittiler, ben de yatağımı açmaya başladım. Bu arada, üzerinde yattığım ve şu an üzerinde oturduğum bu kanepenin benim lanetim olduğunu düşünüyorum. Allahın cezası, sola doğru eğikliğini bırak, iki metre adamım, asla sığmıyorum kanepeye. Evinde kaldığım arkadaşım da keşke anlasa artık evine yastık alması gerektiğini. Hâlâ bornozlardan, ceketlerden yastık yapıp yatıyorum. 
Ben salonda kanepedeyim, arkadaşım yan odada. Birisiyle WhatsApp'tan kavga ediyor, bana anlattığı için odadan odaya konuşuyoruz ama acayip uykum var. İçimden dua edip duruyorum, "Allahım, barışsınlar ve bitsin bu sohbet!" diye. Gözlerimi kapattığım an rüya görüyorum. Zaten bünyem alkol kaldıramıyor, yavaşlamışım iyice. 
Sevgili şeytan arkadaşım bi anda "Ayy, vallahi geliyorum yanına." diyip kalktı salona geldi, açtı ışığı. Yalvarmaya başladım uyuyalım diye, asla duymuyor, hâlâ kavgasını anlatıyor bana. Gerçekten, yakın arkadaş olmanın neden böyle zorlukları var anlamıyorum, resmen zorundalık yahu... Ben de uyumayayım diye kalan abur cuburları yiyorum. Mutfakta da aldığımız gofret var, aklım onda sürekli. Açmayı unutmuşuz, hemen tezgahın arkasına sakladım görünce, yarın uyanınca yemek için. 
Bi yandan ağzımda Tutku var, diğer yandan ağzımı şapırdatarak konuşuyorum kızla, "Hadi gülüm, hadi canımın içi, yatalım. Evet hayatımın anlamı açmadık gofreti, bırak yarın yiyelim şimdi uyuyalım elini ayağını öpeyim uyuyalım." Ama kesinlikle beni duymuyor, saat gecenin bilmem kaçı. 
Bi anda, pencereyi tıklamaya başladı biri. Bu tıklamalar iki anlama geliyor. Birincisi, "Merhaba, ben belayım. Sen salonda rahat yatamayacaksın, ben evime gidemeyeceğim için bu saatte arkadaşımın evine geldim. Kapıyı açın." İkincisi, "Merhaba, ben belayım. Beni tanımıyorsunuz, yoldan geçen sarhoşun biriyim. Işığı görünce tıklayıverdim. Kapıyı açın."
Sana yemin ederim, içimden ikinci ihtimalin doğru olması için o kadar dua ettim ki... Ancak maalesef işler öyle olmadı. Bi çocuk ve yanında iki tane sarhoş kız, pencerenin önünde duruyor, ebleh ebleh bakıyorlar. Çocuk camın ordan "Noluurrrr açın kapıyı Tolga, mecburen geldik lütfen açınn." diyor. Arkadaşım direkt, "Aa, Kadir gelmiş abi, açalım ayıp olur." diyor. Ben de "Ya çalar çalar giderler, gel uyuyalım." diye hâlâ ısrar ediyorum. Sanırsam bir miktar şerefsizim ama çok uykum vardı...
Açtık kapıyı. Anacım, kızlar bizim götümüzün donduğu şu soğuk havada, Demet Akalın'ın dansçıları gibi giyinip çıkmışlar. Benim polar pijamalarım çoraplarımın içinde, üstümde kapkalın kazağım; kızlara baktıkça donuyorum resmen. Hooop, efendim geldiler, benim beş saatte sonsuz emekle yorganımı çarşafımı serdiğim canım kanepeme oturdular hep beraber. 
Ayaktayım, elim ayağım titriyor, gözüm seğiriyor sinirden! Benim geri zekalı arkadaşım hâlâ WhatsApp kavgasını anlatıyor bana bu arada. Lan yatağım gitmiş, gecemiz zehir olacak, uyku yok, çıldırmak üzereyim! Kızlardan biri diğerine göre daha normal, belli, istifra edeli en fazla bir saat olmuş, yanakları kıpkırmızı, gözler bayık ama kafa biraz ayık. Diğer kızdan bahsetmek bile istemiyorum! O kadar içmiş ki, ayakta durmayı bırak, doğru dürüst konuşamıyor bile! Gelene geçene laf atıyor, salak salak şeyler söylüyor, uçmuş resmen.
Masadaki cips tabağını aldı önüne, yatak çarşafımın üstüne döke döke yemeye başladı. Sakin ol Tolga, evet, sen iyisin sakin ol! Kıza dedim ki "Dökmezsen daha iyi olur, ben uyuyamam böyle yerde, biraz takıntılıyım da." Kız bana baktı baktı, avucuna cips alıp suratıma fırlattı! Sonrada "Heheheheee!" diye gülmeye başladı geri zekalı!
"Bana bak, ben gelemem böyle şeye, akıllı olsana!" diyorum, "Hahaahahaaa, sen niye benden nefret ediyosun yaaa?" diyor. Diğer kız her beş dakikada bir "Ay kusura bakmayın nolurrr, siz harika insanlarsınız nolurrr, bizi evinize aldınız nolurrr!" diyor. Benim arkadaşım zaten WhatsApp'ta kavga ediyor, car car car bir şeyler anlatıyor hâlâ. Aklımda sadece yatağım, üzerindeki cipsler ve "Bunların hepsi kıyafetleriyle yerlerde sürünmüştür şimdi, yatağıma değip duruyorlar, offf!" düşüncesi var.
Anladığım kadarıyla kızlar bir aydır arkadaşmış. Sınırsız içkili bir parti varmış, birilerine güvenip dağıtmışlar ama çocuklar bunları ortada bırakıp gitmişler.
Kıza kahve yaptık, bana bakıp yanındakine "Bu niye benden nefret ediyor yaa?" diyor sürekli. Ben de geri zekalı mıyım neyim, kız anlamayacak işte, ne açıklıyorum bilmiyorum, "Nefret etmiyorum canım benim. Kin tutmam ben, neden böyle yapıyorsun onu sorguluyorum." diye sakin sakin anlatıyorum. 
Sonraki sohbeti aynen yazacağım. Gülme krizine girdim çünkü. Sarhoş olan tutturdu Burak'ı arayalım diye. Yakın arkadaşı bi anda "Burak kim Ezgi? Senin sevgilin mi var?" dedi. 
"Evet, sevgilisiii." dedi biri. Hooop, ayık olan bi başladı, "Ezgi, bana neden anlatmadın, ben senin yakın arkadaşın değil miyim?" diye. Biraz daha konuştular, meğer bizim sarhoş Ezgi arkadaşına 98'li olduğunu söylemiş. Sarhoşken "Ben 99'luyum." diyince ayık olan yine çıldırdı: "Ezgi, sen bana 98'liyim demiştin! Yeni yıla seni yanlış tanımışım diyerek mi gireceğim yaaa?" Sarhoş kız yeni bi şey söylüyor, arkadaşı "Ezgi inanmıyorum, bana böyle böyle demiştin. Allah kahretsin yaaa!" diyip duruyor. Ben gülme krizine girdikçe ayık kız "2018 bana yakın arkadaşını tanımıyormuşsun dedi resmen." diyor, ben gülmekten ağlıyorum artık. 
Bu arada benim zekasız arkadaşım oturdu, beyin hücreleri kıçında olan kızlara arkadaşıyla WhatsApp'taki kavgasını anlatmaya başladı. İnanın bana, arkadaşlığımı ben de sorguluyordum o anlarda. Bunlar bi dinliyor, bi yorum yapıyor ama görmen lazım, ulan az önce ağzın kıçına kayıyordu senin, ne bu pürdikkat hâl... Benimki de bunlardan yüz buldukça daha çok anlatıyor bütün gece dinlediğim kavgayı.
Durup durup "Eğer yanıma gelmeseydin, o lamba kapalı olsaydı, defolup uyusaydık... Lan 20 dakika be, 20 dakikayla yatağımdan oldum! Allahım yarabbimmm!" diyorum. 
"Yiyecek bi şeyler var mı?" dediler, o gariban gofretimi getirdiler mutfaktan. Kahvaltımı bi güzel yediler oturup...
"Iııı, acaba çok dökmesen mi ya, ben yatacağım da orda?" filan diyorum arkadan, ama arkadaşımın anlattıkları yüzünden asla beni duymuyorlar. Bi anda ne olduğunu anlamadım, benim salak arkadaşımla sarhoş kız sarılıp ağlamaya başladılar WhatsApp kavgası için... Birisi İbrahim Tatlıses gibi "Ben onu çok sevdimmm, o bana neden böyle yapıyor bee?!" diyor. Diğeri destekliyor, "Ya bi kızı üzmekten daha kötü ne olabiliiir?" diye  bağırıyor sarhoş sarhoş. Yok yaaa, dedim, ben bu gece delireceğim sanırım! "Canım benim döküyorsun amaaa!" diyorum, yok yok yok!
En son, sabah saat altıya geliyordu, ben tek kişilik yatakta arkadaşımın ayak ucunda içerideki odada uyumaya çalışıyordum. Yatağın demiri kıçıma kıçıma giriyor (hâlâ acıyor), içerideki gariban kanepemde üç kişi dizilmiş uyuyor. Başımın altında bez gibi bir şeyi yastık yapmışım, yarım kişilik yere bu cüssemle sığmaya çalışıyorum.
Sabah oldu, arkadaşımın fedakarlık yapası geldi. Kaldırdı bizi yataktan, iki kızı kanepeden odaya aldık. Salondaki kanepede oturup sohbet etmeye başladık. 
Aklıma gofretim geldi, açlıktan ölüyordum... Lakin bitmişti. 2018'in bana ilk hediyesi bu oldu işte. 
***
Hepimiz için, çok ama çok güzel bi yıl olsun. Ben yıla böyle başladım ama umutluyum hâlâ. Ben bile umutluysam lütfen sen de umudunu kaybetme, olur mu? 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder