EV SAHİPLERİ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
EV SAHİPLERİ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Haziran 2018

Değişiklik yapmak istediğinize emin misiniz?

Yine, yine ve yine ev değiştiriyorum! Emlakçılara ve taşıma şirketlerine verdiğim parayla Etiler'de ev alabilirdim kendime yemin ederim. Off, tamam abartmayayım, Beylikdüzü'nde bir artı bir dairenin bir yıllık kirasını peşin verirdim sanırım.
Ben burada eve çıkmadan önce, bana çok kişi söylemişti. "Tolga, sen şimdi okula yakın diye dağın başını istiyorsun ama seni tanıyoruz, sen dayanamazsın orada." diye. Her zaman yaptığım gibi burnumun dikine gittiğim için gerçekten çok üzgünüm. Okula yakın diye bir otobüsün son durağına yakın bir yerde ev tutmak, dönem içinde depresyon yaşayınca hiç iyi olmuyormuş.
Annem Adana'dan bakıyor, ben buradan, harıl harıl ev arıyoruz. İşin kötü yanı şu, 9 gün sonra sözleşmem bitiyor. 9 gün içinde, evden ayrılmış, yeni evime yerleşmiş, faturaları üstüme almayı başarmış, bayram gelmeden içine eşyaları doldurmuş bir vaziyette olmak zorundayım. Ya Allahın aşkına, bir insan sınavlarına çalışmayı son güne bırakır, sabaha kadar ağlaya ağlaya çalışır, halleder. Ne bileyim, misafiri gelecektir, temizliği onlar gelmeden bir gün önce koştura koştura yapar, halleder. Ama bir insan, İstanbul gibi bir şehirde ev değişikliğini son haftaya bırakamaz ya, yapamaz bunu, gerçekten. Bi tek benden beklenirdi sanırım...
Başıma yine bi sürü şey geldi! Finallerim devam ederken mecburen birkaç tane ev gezdim. Bi tanesi, gayet nezih, sakin bir semtte, fotoğraflarından anladığım kadarıyla güzel de bir evdi. Önce emlakçının yanına uğradım, adam beni eve götürdü. Ev bir artı bir, bahçe katı. Apartman aile apartmanı, belli. Zaten adam eve yürürken lafını sokmayı ihmal etmedi, "Burası aile apartmanı, ses yapmazsak..." diyerek. Ne yapacağım acaba senin apartmanında, sen benim üstümde oturuyormuşsun, sen ses yapma asıl. Neyse, eve vardık, ben evi gezmeye başladım. Tuvalet biraz eski gibi ama halledilir, diğer odalar fena değil. Amerikan mutfak yapmışlar, tezgah çok kısa ama olsun, Emine Bedercilik oynamayacağım zaten. "Ben beğendim gibi, bi annemi görüntülü arayayım, onun da fikrini alalım." diyip telefonumu çıkardım ve dan dan dan! Servis yok!
Hiçbir şekilde ulaşamıyorum kadına. Hani laf etmeyeyim dedim, diğer odalarda da deneyeyim, bi yerde çeker sonuçta. Tuvalette, klozetin üstünde bile denedim, servis hiçbir şekilde gelmiyor! Tek çizgi bile değil, direkt kapalı görünüyor telefon.
Söyledim adama, şehir dışından beni arayacak insanlar olduğunu ve ulaşamazlarsa bana hayatı dar etme ihtimallerini, benim internetsiz bir hiçe dönüştüğümü, telefonumun sol böbreğim kadar değerli olduğunu bir bir anlattım. Adam da zaten şak diye söyleyiverdi, "Evet, bu katımızda telefon çekmez, çekmesi için bahçeye çıkmanız gerekiyor." diye. Lan böyle saçma şey mi olur! Kirası da uygundu biraz, meğer o yüzden böyleymiş.
Adama teşekkürümü ettim, pıt pıt yürümeye başladım durağa doğru. Ertesi gün sınavım var, stresten ölüyorum. Annem aradı beni, bi güzel bağırıyor bana. Adam annemi aramış, "Oğlunuz Turkcell kullansa telefonu çekerdi, hem bizim mahallemizde bazen telefon çekmeyebiliyor." demiş. Açıklamanın saçmalığını bir kenara bırakıyorum, ben eve arkadaşım geldiği zaman, "Canım yaa, operatörün nedir, ona göre evde telefonunla görüşme yapabileceksin. Kıyamamm, Vodafone musun sennn, istersen biraz bahçede takıl, öyle gel." mi diyeyim, ne yapayım.
Ertesi gün, başka bir ev için görüşmeye gittim. Ev sahibi kadın, öğretmen emeklisiymiş, ev de minibüse çok yakınmış. Minibüsten indim, haritaya baka baka yürüyorum, deve gibi bacaklarımla bile yol bitmiyor, gerçekten çok yakınmış... Eve vardım, kadın aşağıda bekliyordu, çıktık beraber yukarı. Evin olduğu sokak o kadar güzeldi ki, ev de öyledir herhalde, diye düşündüm, fotoğraflardan baya iyi duruyordu çünkü.
Daha demir kapıdayken sorun başladı. Sanki kapı kilitli değil, üzerine bi abansam şak diye açılacak, öyle bir sağlamlıktaydı. Girdim içeri, parkelere bastıkça, şişkinliklerinden sanırım, patır patır kırılıyorlar. Ama evin içi nasıl aydınlık, üstelik balkonu bile var. Tuvalete bakmak için girdim, kafamı bi kaldırdım, tavan mahvolmuş. Renk değiştirmiş bildiğin. Kadına diyorum ki, "Burayı ben gelmeden boyatacaksınız, di mi?" İstifini asla bozmadan "Hayır, sen halledersin çok istiyorsan." diyor. Mutfağa girdim, o dolapların halini görmen lazım! Suntadan almış paraya kıyamamış, hep dökülmeye başlamışlar. "Mutfak biraz eski gibi..." diyorum, "Ayy ne eskisi, daha yeni yaptırdım, beş yıl oldu!" diyor. Gerçekten yepyeniymiş teyzecim! "Şurda parke parçalanmış, altı şişmiş." diyorum, "Rahatsız olursan sen halledersin." diyor. Yani kadın buram buram "Ben pintilikten ölüyorum, evin başına bir şey gelirse ben arazi olacam!" kokuyor.
Teşekkürümü ettim, bu arada o da aynı cümleyi kurdu. "Burası aile apartmanı, gürültü yapmazsan iyi olur." diye... Aşağı indik, minibüse yürümeye başladım. Kenarlarda da spotçular var, eşya sorup duruyorum.
Yani amca, seni kırmak istemiyorum ama sen ikinci el eşya satıyorsun. Sıfır fiyatına yakın eşya satarsan ben senden nasıl eşya alabilirim acaba... Adamın yaptığı kâra baktıkça, "Bırak dişi mişi, keşke spotçu olsan." diye düşünüp yıllık ne kadar kazanırım diye hesap yapmaya başladım. Bi tanesi vardı, adam eşyaları hikayeleriyle beraber satıyor. "Şu renkli koltuk ne kadar?" diyorum, "Hiii, o mu canım benimm, buraya yeni evlenen bi kadın getirmişti biliyon mu? Bööle rengarenk döşemiş evini bekarken, sanırsam galiba kocası pek sevmemiş goltukları, her şeyini getirdi sattı bana bööle. Aha şu sandalyeler de onun, görüyon mu renkleri?" Çamaşır makinesi soruyorum, "Daşınacaklar diye bana sattılar, orta yaşlı bir hanımdı." diyor. Elde var sıfırla eve geldim sonra.
Sabahın köründe uyandım bugün temizlik yapmak için. Dün emlakçı aradı, "Evden çıkıyorsun madem, fotoğraf çekmeye geleceğiz." dedi. Evi, tabiri sanırım caiz, bok götürüyor! Sınav haftası, senaryoyu yetiştirmeye çalışmak filan derken, neyi unuttuğumu sonradan fark ettim. Temizlik yapmayı aklımdan tamamen çıkarmışım! Onunla uğraşıyordum saatlerdir. Sonra da ev gezmeye gideceğim zaten, bugün umarım kafamdaki gibi bir ev bulurum.
Az önce aklıma şey geldi, insan mekan değiştirirken eskisindeki güzel anılarını hatırlar, duygulanırmış ya. Acaba bende öyle bir his olacak mı diye merak ettim.
Banyoya baktım... Allahın belası çamaşır makinemiz bozulmuştu da ev sahibi yenisini 6 gün sonra getirmişti. Her gün gidip kendime don alıyordum iç çamarşırcı abladan temiz temiz giymek için! Ya da tabanın bi yerinden su çıkıyor, hâlâ neresi olduğunu bulamadım mesela. Ayy, sanırım benim banyoda hiç güzel anım yok...
Mutfağa baktım. Geri zekalı ev sahibinin ruhsal sıkıntılı oğlu, pencere pimapeninin kolu bozuk diye kendi kendine tamir etmeye çalışırken kolu koparmıştı. Adam da tamir etmeye gelip kolu evine götürdü. Yaklaşık 9 aydır mutfak pencerem sadece tepeden açılıyor, üstelik kapanmadığı için peçete sıkıştırmıştım her bir tarafına... Ocağa kafamı çevirdim, eve ilk geldiğimde bir alev almıştı, az kalsın yüzüme geliyordu. Arayıp adamı tehdit etmiştim, "Üstünüze Adana'yı salarımmm, yeni ocak getirin!" diyerek.
Sonra, ev arkadaşımın odasına gittim... Yarı yıl tatilimin sondan iki önceki günü arayıp "Kardeş yaa, ben de evden ayrıldım bu arada, 4 gün oldu, öptüm seni." demişti. Sinirimden hasta olmuştum. Sonra o oda bana gelen arkadaşlarımın kaldığı oda oldu, yakın arkadaşlarımın halvetleri için kullandıkları oda oldu.
Hemen yanında, salona baktım. Orayı çamaşır odası yapmıştık ev arkadaşım varken, çamaşırlık oradaydı. Yetmezse koltukların üstüne seriyorduk. Odanın perdesi yoktu üstelik, yemin ederim rengarenk donlarımı bütün Fındıklı halkı gördü.
Kendi odama geldim. Bu odayla ilgili aklımda kalacak tek şey, üst komşumun sesi. Çocuklarına bağırışı, çığlıklar atışı, geçirdiği sinir krizleri. Polisi aramamak için telefonu elimden atıyordum, düşün. Kadını götürseler diye dua edip çocuklara üzülüyordum, yapamıyordum o yüzden. Evde gözlerim doluyordu çocuklar için, hep özgüvensiz kalacaklar çünkü. Yatağıma baktım, ayyy Allah belamı versin, sapık sapık şeyler geliyor direkt aklıma. Kaloriferlerime baktım, şerefsiz ev sahibim yaptırmadığı için odamdakiler canı isteyince çalıştı, istemeyince çalışmadı bütün kış. Kutuplardaymış gibi gezdim aylarca evin içinde. Masama baktım, bi ona duygulandım, senaryomu onun üstünde yazdığım için ama zaten yanımda götürüyorum, hemen sildim gözyaşlarımı.
Anlayacağın, burası da olmadı. Ama bu sefer, diğerlerinde olduğu gibi yalnız değilim. El birliğiyle halledebilirmişiz gibi duruyor yerleşme işini. İlk taşındığımda neydi öyle, kimsem yoktu diye kutuların içinde uyuyakalmıştım iki gün, yorgunluktan temizlik bile yapamamıştım.
Uzun zamandır yoktum biliyorum ama senaryoyla uğraşıyordum. Blog dünyasının gediklisi, geri döndü! Ama önce evi yüzüne bakılası bir şeye benzetmem gerek.

31 Temmuz 2017

İstanbul, Maltepe, Kediler ve Ben

İlk çıktığım evin iki aşağı sokağında, yine çatı katı bir evde; yanımda biri siyah diğeri siyah beyaz iki kediyle ve eve beraber çıkmayı düşündüğüm ancak bazı sorunlardan dolayı çıkamayıp evine misafir olarak geldiğim Adana'dan arkadaşımla iki gündür beraberim. Yine rezilliğin içindeyim ama benden mutlusu yok sanırım. Yalnız bu rezilliklerle mutlu olan tek insan ben olabilirim.
Ev sahibi az şeytan değilmiş bu arada. Evini ikiye bölmüş, garip bir anlaşmaya millete "Burası aile apartmanı, eve insan getirme." diyerek kiralıyor kahpe karı. Seni rahatsız etmediğim sürece eve neye karışıyorsun sen acaba. Neyse, yaptığı şey suç bildiğin, faturaları kiracısının üstüne aldırmıyor evi böldüğü açığa çıkar diye. O kadar garip ki, giriş kapısının hemen yanında bir odaları var sanırım. Sanki yanımızda kavga ediyor deyyuslar! "Orospu olmuşsun sen Nurcaaaannn, ayyyy sen nasıl kızsın!!!!" diye nasıl bağırıyorlar, elim ayağım titriyor, arada duvar değil de kağıt var sanki.
Bi de bazı eşyalar için alacağını belirtmiş ama almamış. Ya sen öğrenciye kiralıyorsun, neden mağdur ediyorsun ben anlamıyorum. Arkadaşım anlattı, depozitonun bir kısmını hemen verememiş maddi durumundan dolayı, kadın da o verene kadar buzdolabını, ocağı, çamaşır makinesini getirmemiş. Getirdiği ocak da tek gözlü bu arada, ikinci yemeği yapınca birinci yemek soğuyor. Senin de her ne kadar orospu diye bağırsan da bir kızın var, onun eve çıktığını düşünsen de öyle davransan keşke.
Arkadaşım da ayrı bir psikopat. Daha kıçına don alacak parası yok, iki kedi sahiplenmiş. "Yemicem yedircem." diyor ruh hastası. Dünyalar tatlısı ikisi de, kardeşler bir de, birbirleriyle öyle güzel oynuyorlar ki. Bir de biraz bana benziyorlar, yiyip yiyip uyuyorlar... Bugün hep beraber öğle uykusuna yattık, hep beraber uyandık.
Annemi yolcu ettim, fakirliğim resmi olarak başladı bu arada. Kahvaltılık alacak paramız olmadığı için bir önceki günkü akşam yemeğini kahvaltıda yine yiyorum. Üzüldüğüm falan yok sakın yanlış anlama, halime gülüyorum hatta. Buraya yazma sebebim beş yıl sonra okuduğum zaman da gülümsemek, unutmamak. Zaten öyle yemek seçen biri değilim, her saatte her şeyi yiyebilecek birisiyim. (Bunu diye diye dört kilo almışım bir buçuk ayda, memelerim büyüdü bildiğin. Annem gördü memelerimi geçen gün, "Oğlum bu ne?" dedi. Aldığım kilolar koluma bacağıma gideceğine kıçıma mememe göbeğime gidiyor.)
Evde tek bardak var, iki çatal var, iki kaşık var. Tek servis tabağı var ama biz banyo tası gibi bir şeyi ikinci bir tabak olarak kullanıyoruz, sıkıntı yok. Az önce yoğurtlu makarna yaptık hatta, sabah yine yiyeceğim. Güya buzdolabında Amsterdam var ama domates yok, evde iki paket Chester var ama ekmek yok...
Öğlen uyumak yerine ev aramaya başlamam gerekiyor. Annem de soruyor sürekli, yatakta ağzım yüzüm kaymış yeni uyanmışken "Evettt arıyorummm annneeğğğ bulmak üzereyim hayalimdeki evi hissediyorummm." diye yalan atıyorum kıçımdan. Bir zor geliyor bana, aklın hayalin durur! Ev bul, para bayıl, eşyaların için kamyon tut, hepsini Levent'ten Maltepe'ye getir, evi diz, her şeyi tek tek yıka... Nelerin altından kalkmadım, bunu mu beceremeyeceğim, sanki yapmadığım şey, desem de ne bileyim. Ev arkadaşı da bulamadım, daha doğrusu onu da aramıyorum ki bulayım. Hayır, aşk temalı yaz dizilerindeki gibi bir karşılaşma falan mı bekliyorum acaba. "Yolda çarpışacağız, diş hekimliğini aynı üniversitede okuduğumuzu öğreneceğiz, en sevdiğimiz renk bile aynı olacak ve aynı evde sonsuza kadar mutlu yaşayacağız, arada kavga etsek de hiç ayrılmayacağız." mı hayal ediyorum, ne yapıyorum ben ya. Sen de beni az çok tanıdın artık, varsa Maltepe'de ev arayan hafif psikopat bir arkadaşın, söylesene beni, eve çıkalım. Yanda Twitter var, mail var, Instagram da aynı Twitter'la. Oradan bana ulaşsın.

SORU: Bu kediler kumlarına yapıyor tuvaletlerini tamam ama bazen kumlarını öylesine tırmıklayıp mahvediyorlar her yeri. Altına gazete sersek de her yere atıyorlar kumları. Acaba kap mı küçük, biz mi çok kum koyduk, Allah aşkına yorumlardan söyleyin biriniz. İlla hesabınız olmasına gerek yok, yorumda seçenekten anonimi işaretlerseniz oluyordu sanırım. Ev arkadaşı ve ev aradığımı unutmayın, emlakçı bile önerseniz olur, akrabanız olsun da benden az para alsın, vallahi param yok.
NOT: Bütün yazı boyunca bu çaldı. Öptüm!