MİM etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
MİM etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Haziran 2014

MİM - Cevapsız Sorular

Çok sevdiğim Spoti beni mimledi.. Mimdeki sorular da cidden aşırı güzelmiş, o yüzden severek cevaplayacağım, hadi bakalım..

♫ Her şey hakkında bir şey mi, bir şey hakkında her şey mi?
Yaz geliyor, yazığa gidicem oğlum. Bir iki bir şey öğreneyim de her şey hakkında, sohbette susmiyim. Her konu için zaten bir bilgi öğrensem, ben üzerine bir sürü şey ekleye ekleye yolumu bulurum.

♫ Kendini hiçbir şeyde yeterli hissetmemek duygusunu iyiye yorabilir miyiz?
Yok yahu, bence o çok iyi bir duygu değil. Bazen insan -bazen olmak koşuluyla- "Vay be, başardım bu sefer, tam olarak istediğim gibi oldu." demeli diye düşünüyorum. 

♫ Kendini sınıf birincisi olan komşunun çocuğuyla mı yoksa notları kötü olan komşunun çocuğuyla mı kıyaslamak daha doğrudur?
Soruları hazırlayan insan bana ulaşabilir mi, lan ne güzel sorular bunlar, röportaj falan yapacam. Bence ikisi de yanlış. Her insanın rakibi kendisidir bence. Ben ilk yazılıdan 10 aldıysam diğerinden 11 almaya uğraşırım, yanımdakinin 90 alması beni ilgilendirmez açıkçası. Tek rakip, tek kıyas kendimizdir!

♫ Aşk; satranç mıdır yoksa tavla mı?
Uzun ilişkiler, alışkanlığın ve "bak şimdi böyle davranabilir." düşüncesinin verdiği rahatlıkla satranç ancak yeni başlayan bir ilişki kesinlikle tavla, bir sonraki sayı kimden ve nasıl şekilde gelecek, bilmiyoruz çünkü.

♫ Meslekten keyif almak mı, keyif aldığın şeyi meslek edinmek mi?
Keyif aldığın şeyi meslek edinmek. Zaten sonrası geliyor ama şey durumu da var ha. Hani artık keyif verenler alışkanlık olduğunda değeri yavaş yavaş kayboluyor da sıkmaya başlıyor ya. Offf kafamda deli sorular.

♫ Olimpiyat stadında ilgisiz yüz binler mi, küçük bir sahnede coşkulu otuz kişi mi?
Küçük bir sahnede 30 kişi beni daha çok mutlu eder. 

♫ Doğru anı beklemek mi, doğru anı yaratmak mı?
Ben "Beklemek başarmanın yarısıdır." diyenlerdenim ama söz konusu şey doğru an olunca sanırım yaratmak kesinlikle daha iyi. Eneee spotiylen aynı cevabı vermişiz ha.

♫ Kendini eleştirmek mi, kendini şımartmak mı?
Kendini eleştirmek. Bazen kendimi o kadar çok eleştiriyorum ki, aynaya bakıp "ühüüü lan sus artık" diyesim geliyor. Kendimi şımarttığım an neredeyse çok az.

♫ Tevazu erdem midir, kendine haksızlık mı?
Erdemdir. Kendine haksızlıkla bir alakası yok bence. 

♫ Tatmin olmak; alkışlanmak mı, kendi içine sinmesi mi?
Bu konuda tam bir manyağım. 90 sayfayı eğer içime sinmediyse anında silerim, çöpe atarım. Hiç acımam, asla düşünmem. İçime sinen şey beni mutlu eder çünkü, başkasının alkışlaması çok daha sonra.

♫ Sineye çekmek mi, yüzüne vurmak mı?
Çok yakının olur, bazı davranışlarını sineye çekersin. Ama bazısı var, abi resmen "gel benim ağzıma sıç" diyor. Yani kusura bakmasın da ben de onu dinler, gider yüzüne vururum her şeyi. 

♫ Kendini ispatlamak işle mi, sözle mi olmalı? Yoksa kendini bilmek yeterli midir?
Çağın sorunlarından birisinin bu olduğunu düşünüyorum ben. Kendini ispatlama kaygısı, insanın içini yiyor, insanı değiştiriyor. Öyle insanlar var ki, kendini bilen insanı bilmiyormuş gibi göstermeye çalışıyor, bu da yeni bir soruna neden oluyor. Kendini bilmek yeterlidir, kulakları tıkamakla beraber.

♫ Hata yapma hakkı diye bir şey var mıdır, yoksa göz göre göre hata yapılması engellenmeli midir?
Her hatanın bedeli farklı. Sıcak suya parmağını sokmakla adamın kafasına sopayla vurmak arasında dağlar kadar fark var. Bence ikisi de bende şu an mevcut.

♫ Bir insanla sadece fiziki bir birliktelik her iki taraf da kabul ediyorken münasip midir?
Her iki taraf da kabul ediyorsa biz anne babalara da kabul etmek düş... Offf ne diyorum ben ya, münasiptir efenim.

♫ Egoyu okşamalı mı, köreltmeli mi?
Gerektiği yerde ego iyidir ama aslında bok gibidir. Hem iğrenç bir duygudur ego hem de iğrençlikten alır kurtarır seni. O yüzden aşırı olmamak kaydıyla iyidir diyorum.

♫ Kendin olmak nasıl bir şey? İnsan tamamiyle kendisi olabilir mi?
Ben bu soruya "kesinlikle evet!!!!!" diyorum. Ben öyle elit ortamda değişen, evine geldiğinde bacakları açıp uzanan bir insan değilim. Neysem oyum. Bazen maalesef diyorum ama olsun. Ve insan tamamen kendisi olabilir, ben bile olduysam.

Loretta'yı ve canlarım Zompirink kardeşleri mimliyorum. Yapmazsalar küserim ha!


24 Haziran 2014

PENCERELİ MİM

Canımın içi LoverK beni mimlemiş. Ben de vakit kaybetmeden yapayım dedim. Mimin konusu oldukça güzel. Pencereye ya da balkona çıkıp gördüğümüz ilk kişinin ruh halini yazıyoruz. Hooop kaçtım ben. 
Şimdi sana bi şey diyeceğim ama inanmayacaksın... Şaka gibi ama arkadaşımı gördüm lan!!!! Yürüyüş yapıyormuş, 10 dakika boyunca balkondan konuştuk.. Beni de çağırdı da vallahi bu sıcakta değil yürümek, ayağa kalkacak gücüm yok.. Bütün gün gezdim bi de.. 
Yarım kollu beyaz bi tişört giymişti, altına da hani şu bilekte biten kot pantolonlar var ya onlardan.. Yüzünü gözünü de boyamış manyak.. Sanırsın yürüyüşe gitmiyor da, amcasının karısıyla buluşacak.. 
Odamın penceresinden bakayım dedim de, şimdi burası biraz arka taraf, hiç gerek yok.. Tam caddeye doğru bakan pencereye, mutfağa gittim ve oradan baktım...
Arkadaşını gören tek blogger da benimdir herhalde.. Allahım deli miyim neyim...


NOT: Lan bu bloggerda neden kumanda panelinde tek blog var ya.. Herkeste mi var sorun, yoksa bende mi sorun var.. Ohooo yaz geldi, herkes yazılar yazıyor, okuyamıyorum ha!

8 Kasım 2013

Hakkımda 20 tane gerçek.. -Mim-

Hakkımda 20 tane gerçeği yazıyorum şimdi de. Yarın da son durumum hakkında bilgi vericem inşallah.. Loverk mimlemiş beni sağ olsun, hadi bakalım..

-Kendimi bildim bileli egoist insanlardan nefret ettim.. Daha doğrusu, ya bir insan kendine bakıp öyle konuşmalı. Burnum kötüyse burnum kötü diye kendi kendine söylemeli.. Yani tutup da dünyanın en boktan burnuna sahip olup "ay estetiğe ne gerek var.." dememeli. Kendisiyle barışık olmalı. İnsanlara kendisi bi boka benzemediği halde bok atmamalı.. Aynaya bakmalı yahu. Nesin sen lan, nesin, kimsin de sen beni/arkadaşımı/dostumu üzebiliyorsun?! Onlara bok atıyorsun.. İlk gerçeğim sanırım egoistlerden nefret edişim..

-Derste yanımda sevgilim oturuyor ya, yemin ediyorum onun bacağı benim bacağıma değmeden ders dinleyemiyorum.. Onu da geçtim, ona her ders mutlaka 2 kere "seni herşeyden çok seviyorum ben" diyorum, alışkanlık mı oldu, bir şey oldu yav.

-Jelibona öyle böyle değil, öküzler gibi bayılıyorum.. Bi ara yazlıktan bi arkadaşım bana tam 80 paket jelibon almış gelmişti.. Mesela birileri sorar bana "gelirken ne alalımm" diye, cevap hep jelibon. Ama kolalıyı pek fazla sevmiyorum.. Niyeyse bana tadı tozlu gibi geliyor yav. En güzeli can simidi, solucan, meyve, belki kola.. Hani sevmiyordun lan Uska..

-Hayattaki en büyük pişmanlıklarımdan birisi bu blogu hiç okunmuyor diye twitterımda paylaşmam oldu.. Herkes öğrendi, hiç rahat yazamıyorum abi sinir oldum.. Keşke kimselere söylemeseydim de düzgün düzgün yazsaydım ama yok işte yaptım bi salaklık..

-Sabah uyanır uyanmaz ilk işimin telefonla wifi'ya bağlanıp PuCCa'nın profiline girmek olması da ayrı.. Onu her şeyden çok seviyorum.. Bi ara sadece konumuz PuCCa olacak, haberin olsun..

-Sesim bokun boku olsa bile günde en az 5 şarkı söylemeden uyuyamam.. Sonra elime tahta kalemini alır, en iyi yazar/en iyi çıkış yapan sanatçı ödülünü alırım.. Kendimle röportaj yaparım hatta, lan manyadım iyice..

-Okul için yazdığım tiyatrom vardı, 2 tane kitabım vardı çook eski bilgisayarımda.. Ama noldu? Bilgisayarım çöktü.. Tüm her şeyim silindi.. Bi ara tüm hevesimi kaybettim, hatta psikolojim bozuldu ya.. Onca sayfa, onca emek, onca parmak ağrısı.. Ama sonra toparlandım işte.. 

-Geceleri kitap okumadan ölsem yatamam.. Yani gözümden uyku aksa, hatta uyuyakalsam yine kalkar okur, öyle yatarım.. Piskopatın dibiyim lan.. Ve okuduğum bi kitabı tekrar okuyabilirim.. PuCCa'ların her birini 9 kere okudum lan.. Kütüphanemi de ünide götürmek istiyorum, valla süper kitaplarım var, sabah kalkar bi bakarım..

-En az 20 tane twitter hesabı açmışlığım, hile gibi yollara başvurmuşluğum, birisi tarafından dolandırılmışlığım vardır.. Bi twitter hsabım kendi kendine twit atmıştı, "lan salak şifreni değiştir" diye, o zamandan beridir yeni hesap yoook.. 

-En sevdiğim dersler bio ve matematik.. Fiziği bu sene sevmeye başladım gibi gibi ama kesin değil hemen kara vermeyim.. Geometri biraz zorluyor sanki.. Ama Türkçe çözmeye bayılırım, oturduğum yerden Türkçe çözmüşlüğüm vardır yani.. İnkılap tarihini de çook severim, Atatürk var çünkü.. Ve Japonca öğreniyorum kendi kendime.. Şu an 2. seviyeye geçtim.. 

-Yazılı haftası hep kabız olurum lan.. Mesela bende şey var, hayatta gece 12 1 gibi tüm her şeyi bitirip çalışamam.. Saat 10'dan uykum gelir, gözyaşlarım kitabın üzerine damlar o derece.. Bende yatarım, sabah 3 4 ayaktayım, yazılı çalışmaya öyle devam ederim.. Valla sana önerim, sözel dersleri sabah çalış, acayip kalıyor aklında..

-En en sevdiğim özelliğim kafamı bi yere gömdüğüm an ağlayabilmem.. Anında ya, yemin ediyorum birden gözyaşı fırlıyor gözümden.. Ağlarken konuşursam bir daha benle konuşmazsın gibi geliyor.. Anlaşılmaz çünkü ben ağlarken konuşuyorsam.. Ve ağlamak demişken, sanırsam ben kronik gribim lan.. Her daim insanın burnu tıkalı olur mu, sümkür boşalt yapmaktan ölecem bi gün.. Annem "beynini akıtacan eşşoleşşekk" diye bağırır sürekli..

-Kendimi bildim bileli uykum var.. Her an uyuyabilirim, bi kere din dersinde uyumuştum.. Uyumayı cidden çok seviyorum lan.. Ama annemin "mezarda çok uyican kalk eşşoleşşeek" çığlıkları sayesinde pek mümkün olamıyor.. 

-Bir şeye taktıysam var yaa aboo herkes yanar.. Tek konuştuğum şey o olur. Bi ara Merve Boluğur'a takmıştım, (Hala bitiyorum senin için mervee, bokunu ver yeyiiimm.) sırf onun telefonu blackberry diye ben de almıştım.. Resimlerini bilgisayarıma telefonuma indirmekten çökmüştü, hafıza kartım pert olmuştu.. 

-Marilyni PuCCa ile sevdiğimi düşünenler olmuş. Ben Marilyn'i tee ilkokuldayken arkadaşımın tuvalinde görüp sevmiştim.. Sonra hayatı, yaşadıkları, hakkında yazılan kitaplar, videoları,filmleri, derken bi baktım karının hastası oldum.. O hayatına tutunuşu, o tatlı tavırları, ses tonu.. Beni benden almıştı.. Odamda şu an heykeli, kutusu, 3 tane kazzık gibi posteri, 3'lü resimli seti, kitapları hatta tepsisi bile var..

-Şarkı söylemem ama müzik kulağımın olduğuna inanıyorum. İlkokuldaki öğretmenim de öyle derdi.. Mesela bi müzik dinleyim, melodika/org/piano hepsinde çalabilirim.. Hem de tamamen kendi kendime.. Parmaklarım kendi kendine oynuyor sanki.. Ve benim sadece melodikam olmuştu ama çalışınca diğerlerini de çalmayı öğrenebildim işte..

-Kendimi hiç elit bi insan olarak görmedim, göremedim.. Marka kıyafetlermiş, yok işte Sıtarbakslarmış, kulağımda kulaklıkla cono gibi kulaklıkla dolaşmalarmış.. Hello cello muyum ben lan?? Bi öğretmenim bana, "oğlum çingenemisin seen" diye bağırmıştı.. Mutluyum ben halimden.. Yapamıyorum o kadar lükste zaten. Lüks de onlara kalsın Allah aşkına ya..

-Etrafımda onlarca insan olmasına rağmen kendimi niyeyse hep yalnız hissettim. Neden bilmiyorum ama hep yalnızdım ben.. Kendi düşüncelerime uygun dost bulamadım diyedir belki de ama şu an etrafımdakilerle mutluyum Allaha şükür.. Yalnız değilmişim onu da anladım.. Ve yalnızlığı seviyorum ben sanırım.

-Hayal kurmazsam ölürüm gibi geliyor niyeyse.. Hayallerimle varım ya ben. Gülse Birsel'den saristlik dersi, Derya Karadaş'tan oyunculuk deri almışlığım, PuCCa ile tanışıp vakit geçirmişliğim var benim be. Sanırım böyle mutluyum ben. 

-Kıskançlıkta doruklara vardım B ile olan ilişkimde sanırım. Bi kere kıskandığımdan ağladığım, hatta elimi kanatmışlığım var sıkmaktan.. Mesela okulda biri buna merhaba mı dedi, kimsin lan sen diye çocuğa sorular soruyorum.. Kıskançlık cidden başa aşırı bela.. Var mı abi, öküzsem öküzüm yani çok üzgünüm ama öyle.. Kıskanmayan erkek de ayrı zaten.. Bi sürü arkadaşım bana gelmiş sevgi gösterisi yapıyor.. Kıskançlık sevgi göstergesidir, sevgi gösterisi değil ki.. Gerçekten kıskandığın zaten senin hayatındadır, kalanı mühim değil..

11 Eylül 2013

Yalnız olan Uska'dan zarar gelmez, valla bak!!

"Yalnızım çok yalnızım, buymuş benim alın yazım" şarkısını söyleyeceğim yerde, yalnız olunca neler yaptığımı bloga yazıyorum.. Vallahi benden zarar gelmez ki.
Evde yalnızım!! Ciddi anlamda bu kadar güzel bir şey olamaz.. Ya bana göre yalnızlık bi nimet, insanoğluna verilmiş bi ödül. Bazen, yalnızlığa muhtaç olduğumuz, "keşke şimdi yalnız olsak yaa" dediğimiz vakitler olmuştur, kabul edin bunu.. Böyle bi anda isterse bulunduğun yer dünyalar kadar geniş olsun, yine de yalnız olmak istersin.. İnsanlar konuşur, sohbet eder, ama sen aralarından sıyrılmak, evde kafa dinlemek istersin.. İşte şu 2 haftadır aynısını yaşıyordum, sağ olsun bu ödülü de babam farkında olmadan bana verdi..

Babamla anlaşamam, yani kabul ediyim annemle anlaştığım gibi kimseyle anlaşamam ben.. Babam zor bi insan, hatta fazla zor. Mesela normal babalar ne yapar? Gider işte çalışır, yorgun gelir, 1 saat kendi istediği izler sonra koltukta uyuyakalır, gazete alır onu okur.. Benim babamsa yemekhanede çalıştığı için eve 3'te geliyor, bilgisayara oturuyor ve başından kalkmıyor!! Ciddi anlamda kalkmıyor ama.. Ya da tv'de kendi istediği yeri zorla açmaya çalışıyor, boktan boktan filmler izliyor güya ama filmi açtıktan 5 dakika sonra babam koltukta horul horul horuldayarak uyuyor. Eline de almış mı kumandayı? Sıkıyor da sıkıyor, ben almiyim diye. Sırf ben izlemeyim de sinir olayım da diye yaptığına bak.. Tam kumandayı elinden alacağım, aniden uyanıyor (sanırım uyku apnesi var) ve sanki uyuyan o değilmiş gibi kafasını kaldırıp tv'yi izliyor. Ya da gecenin o vakti kalkıp buzdolabından bir şeyler yiyor.. Yani evde beni yaşatmıyor, en doğrusu bu..
Hani annem de eve akşam 8 gibi geldiği için benim ne çektiğimi öğlen onu arayıp dert yanmamdan anlıyor. O yüzden anlaştık annemle, babamı azıcık tatil yapsın biraz da ben tatil yapayım diye yazlığa göndermeye karar verdik. Biz karar verdiğimiz gün adam da almış mı sana 2 haftalık izin.. Haa geldin mi şapa, oturdun mu boka.. "Baba giit" adam gitmiyor, "baba 2 haftalık iznin var hadi bak yalçın dayım çağırıyor" yav rahat bırakın beni diyor.. En sonunda da pazar günü işte, yazlığa gitmeye karar verdik kuzenimin nişanı var diye, onu da orada bıraktık ve babam pazardan beridir evde değil! Dershanem de 1 ay önce başladı diye tutmuş "bari bi hafta tatil yapsınlar" demiş ve son haftayı bize bırakmış mı!! Bi sevindim bi sevindim, ben istedim 2 göz, Allah verdi altın sarısı alacakaranlık lensi!

Yalnız kalan Uska bakın da neler yapıyor..
-Sabah zaten 11'den önce kalktığım yok.. Bilgisayarın fişi istediğim kadar takılı, internet hep açık.. Uyanır uyanmaz yatakta wifi'ya bağlanıp dönüyorum, işte bloga yorum gelmiş mi bakıyorum, twitter'da neler olmuş diye giriyorum.. Ve gelip "niye bu fiş takılı" diyen biri yok.. Ve saat 9'dan "halan ve nenen bekliyor, kalk" diyen biri de yok.. 
-Yataktan 12 gibi kalkıyorum, malum çok yorgun oluyorum uyandığımda, keşke hep uyusak diye diye mutfağa gidiyorum.. (uyanınca yorgun olan tek kişi değilim, di mi?) Normalde hayatta bıçak tutamam ben, küçükken parmağımı koparıyordum az kalsın, o yüzden bi fobi var ben de. Soyamam bir şeyi, annem de sağ olsun şu hani kolay soyacaklar var ya ondan almış.. Onunla domatesi soyuyorum, salatalığı soyuyorum, meyve tabağımı hazırlıyorum.. Kahvaltım pide ekmek eşliğinde bi tane tabakta kırmızı biber, domates ve salatalık var doğranmış, nar ekşisi konmuş.. Yanında da peynir. Ahan da kahvaltım. Her birinden bir tane doğruyorum, tam yetiyor valla.. Meyve tabağımda da karpuz kavun hariç hepsi var, malum onlara bıçak lazım.. 
-13:00'de kalkıp bilgisayarı açıyorum.. Telefondan girdiğim yetmiyormuş gibi, blogger'a bakıyorum kim ne yazmış diye.. Çoğunlukla da okuyorum, genelde başlığı ilgimi çeksin isterim ha bir de sevdiğim bloggerlar ne bok yazarsa yazsın okurum.. Sonra Twitter'a giriyorum, Facebook'ta dolanıyorum ki herkese "Ne feysbuk mu, asla ya tarla olmuş orası" dememe rağmen.. 
-Bilgisayardan bi kalkıyorum ki saat 14:30.. Bazen de 15:00.. O zaman da canım acayip şekerli bir şeyler istemiş oluyor.. Evin altında Kardeşler pastanesi var. Oraya iniyorum, cezeryeden tut da 3 tela'lık minik yaş pastalara kadar her şeyi alıyorum.. Normalde yememem lazım, karaciğer yağlanması başlangıcı var bende çok şeker yemekten, ama nefis bu, çekiyor be..
-16:00 gibi tam pencerenin önündeki buz gibi esen koltuğa uzanıyorum, elime kitabımı alıyorum.. Başlıyorum okumaya.. Bayılıyorum bunu yapmaya ne yalan söyliyim.. Telefonu diğer odada bırakıyorum, biliyorum çünkü ne zaman okumaya başlasam mesaj yağmuru oluyor ve ne okuduğumu anlıyor ne bir şey.. 
-17:30'ta tekrar bilgisayarı açıyorum, hoop Youtube'a.. Benim şöyle bi hastalığım var.. Eğer bi sanatçıyı çok seviyorsam, onun tüm canlı performanslarını dinlerim.. Geçen sene Adele'i bitirdim mesela.. Bu sene Göksel ve Hande Yener bitti.. Şu an Sıla ve Mabel Matiz arayıp Youtube'dan çıkmıyorum.. 
-Açmışım canlı performansı, ses full açık, mutfağa gidiyorum.. Saat 6'da öğle yemeği yiyorum.. Annem ne yapmışsa onu ısıtıyorum, bi güzel yiyip tekrar bilgisayara oturuyorum.. Müzik dinliyorum sadece, sonra da saat 19:00 oluyor..
-Saat 19:00 demek benim acilen evi toplarlamaya başlamam lazım demek.. Annem zaten yorgun argın geliyor, bi de benle mi uğraşsın.. Sadece bulaşıkları bırakıyorum lavaboda.. Kalkıp masayı siliyorum, odamdaki kıyafetleri topluyorum, artık elden ne gelirse anam.. Zaten şarkı söyleyerek topladığım için saat 8 oluyor.. Ve işte 10 dakika sonra hoop kapı, annem gelmiş..
-Annemle sohbet ediyoruz, o yemek hazırlıyor.. O hazırlayana kadar ben banyo yapıp çıkıyorum.. Sonra banyo yaptım, yemek yedim derken saat 21:30 oluyor.. Allaaah, hoop Tv2 başına, Yalan Dünya var çünkü.. Bayıla bayıla onu izliyoruz, sonra annem yatıyor..
-İşte 00:00 bizim Whatsapp grubumuzda sohbet sürüyor.. Onlarla saat 01:00'e kadar akıyoruz sohbette.. Arkadaşlarımla mesajlaşıyoruz, 02:00'ye kadar televizyon izliyorum, iki satır kitap okuyorum, uykum gelmiş oluyor ve benim dötümden sinek çıkıyor artık, uyuyorum.. 

Yani anlayacağın 3 günüm de böyle harika geçiyor işte.. Yalnızlığa harbiden ihtiyacım varmış onu anladım.. 
Şimdi, madem ben böyle uzun uzun anlattım, mim mi olsa bu ne olsa.. Evet, Benguk ablam, Nugi ablam, Spottiiiyy, çokomell, vampiring, sonsuz (mimimi bile yapmadın lan!!!)  Loretta, Violetta, Pembemavi, İnsan yavrusu, Gizli Birisi.. Ha bi de lowerk.. Sizden de yalnız geçen bi gününüzde neler yaptığını bu şekilde istiyorum anam.. Yazmayan olursa kaldıracağım bu mim paragrafını..

7 Eylül 2013

İlk kez bir Mim'i en son yapmıyorum!!

Yazacak bi dolu şey var, taslaklara kaydettiğim 36 yazım var ve ben hâlâ yazacak bir şey bulamıyorum diye düşünüyorum. Bi baktım ki mim! Hadi dedim Uska, göster anam kendini, bu zorluğu ultra olan soruları cevaplamaya başla. Mimi Ben Raif blogundan aldım, ki bu blogun temasını baya seven bi insanımdır..

Hayatınızda hiç mucize olarak nitelendirebileceğiniz bi olay yaşadınız mı?
İlkokulda bütün dünya benden umudu kestiği, deneme sınavlarımın 400'ü geçemediği, dershanenin çok konuşuyorum diye beni kovduğu ve sınava son bir hafta balkonda kendi başıma çalıştığım halde SBS denen meretten 495 almıştım. Hiç unutmayacağım sanırım.

Almayı düşünüp de alamadığınız ne var?
Bir tane beyaz bi notebook istiyorum, oturup yazılarımı, kitaplarımı, tiyatroları falan onda yaziyim.. Bir de Yalan Dünya'da şu kitaplık var ki, çok beğendim, üniversitede ev tuttuğumda almayı planlıyorum, şu an var diye alamıyorum..

Kıyafet konusunda takıntılarınız var mı?
Giyebileceğim en rahat kıyafetleri severim. Elimden gelse pijama ile yaşayacağım ama.. Onun dışında başka da bir takıntım yok, bir de şu boğazımı sıkar gibi olan yakalı şeyleri hiç sevmiyorum, ha bir de naylon gibi kumaşı olan şortları.. Baya takıntım varmış lan!!!

Nefret ettiğiniz huylar ve insanlar?
Yeminle sabaha kadar isim vere vere yazarım lan!!! En nefret ettiğim huy kendini insanlardan üstün görmek, güya kendinden aşağıda olan insanı ezmek ve hakkında konuşmak. Bundan nefret ederim, benim gözümde herkes eşittir.
İnsanlar demişken buna değinmeden geçemeyeceğim, ayrı bi yazı yazacağım da zaten ama söyliyim. Blogger'da en nefret ettiğim insan tipi her blogun altına "Merhaba, blogunuzu yeni keşfettim ve çok beğendim. Bana da beklerim :))" yazan geri zekalılar. Gören de okudu sanacak o yazıyı. Ben bana bu yorum yapıldığında hani keşfetmek falan geçiyor ya kadın ciddi zannettim, sonra aynı yorumu Spotty'nin blogunda gördüm. Aynı yorumu Artemis'te, Hasan'da gördüm. E utan lan! Bir de yeni versiyonu "333. takipçiniz benim :) Bana da beklerim :)" tipindeki yorumlar. Sağ ol, iyi ki söyledin kaçıncı takipçim olduğunu. Te allam.

Sizi en net tanımlayan kelime nedir?
Sanırsam -yalnız-. Ya aslında etrafında bir sürü kişi olmasına rağmen yalnızları oynayan bir tip gibi bir şeyim.. Yalnızlığı da seviyorum dostları da ama yalnızlık bana daha cazip geliyor.

Hayata yeniden gelme şansınız olsaydı hangi ülkede doğardınız?
Kesinlikle Japonya!!! O kadar öğreniyoruz Japonca, o kadar uğraşıp didiniyoruz yazalım çizelim diye. Orada doğsam baya güzel olurdu, olum para falan toplayalım beni Japonya'ya yollayalım ya :P:p

Tek başına bir insan  keyiflenmek için ne yapabilir?
Yapacak yüz sayfa şey var. Ama en güzelleri şarkı söylemek, bir şeyler yazmak, bir şeyler çizmek, müzik dinlemek, kitap okumak. Bunları genelde ben yapıyorum da..

Nikah masasında evleneceğiniz kişiden "hayır" cevabını alsanız ne yaparsınız?
Suratımı hiç değiştirmem, gayet de gülerek "ben de şakadan evet demiştim hihihi" gibi bir şey söyleyebilirim.. Ya da geline "çıkışta görüşürüz!!" gibi bir şeyler de saçmalayabilirdim.. Yahu soruya bak, ahiret sınavı mı ne!?

İnsan kaderini mi yaşar, kaderini mi yazar?
Bence yaşar. Ufaktan minik detayları kendi yazar ama. 

Aklına gelen ilk İngilizce kelime?
Ya benim ingilizcem kötüdür ama.. Neyse hemen kötü olduğunu kanıtlayarak dünyadaki en zor kelimeyi söylüyorum: "Book."

İnternette sahip olduğunuz ilk nickname?
Ya ama haksızlık, rezil etmeyin bizi! Galatasarayli_ninja_kaplumbağa

Gelelim kimi mimliyorum.. 
Nugi ablam. Artemis sınavından vakit bulursa bi zahmet yapsın!!! Hasan, sen de bulursan yap karşim. Vampiring, hem Nazlı hem sen yapsanız eğlenelim :p:P Violetta yapsın süper olur. İnsan yavrusu yapmış zaten.. Loverk, Loretta, Gizli Birisi de yaparsa çok sevindirik olurum.. Spotty'i mimlemişler zaten. Benguk ablam da yapabilir. 3gen, Çokomell ve Sonsuz da yapsın. Yapın anam yapın, yayalım.

NOT: Temam nasıl olmuş lan, biraz kalsın mı böyle?

28 Temmuz 2013

"Ben Kimim?" -daha yeni yapıyorum.-

Blogumdaki izleyicilerin bloglarında biraz dolanayım istedim ve Spotty'nin bloguna denk geldim. Bi blog okuyorsam yazılardan önce yorumları okurum ben. Yorumlara falan baktım, bakıyorum, aaa ileride de yazılar varmış derken mime denk geldim. Lan herkes yapıyormuş bi Allahın kulu mimlememiş beni ya.. Blog aleminde sevilen bi blogger olmadığımı biliyorum ama naparsın kader kısmet.. 
Neyse, yapmayanlar yapsın demiş. Bari fırsat bu fırsat, cevaplayayım soruları.

Ben kimim?
Yahu kim olduğum o kadar önemli mi? Yeter ki kalpler uyuşsun falan hehehe! Adana'da yaşayan bir garip liseliyim.

Blogun adı nereden geliyor?
Evet açıklayalım bunu. Çoook alay eden oldu bu konuyla ilgili. "Böyle isim mi olur, tü senin suratına, kısa saçlı kel adam olur mu ya?" diye soranlardan artık gına geldi bana. Ya işte sanırsam ocak ayında arkadaşlarımın facebook profillerinde gezinirken bir durum gördüm. "Hayat bazen çok uzun saçlı kel adam." diye. İlk önce anlamadım itiraf ediyim, sonradan bir daha okudum öyle anladım bu zıtlığı.. 
Şubat ayına geldik, bende bi yazma isteği, okuma isteği, yorum olsa da cevaplasam be isteği.. Blog açmayalı baya zaman da olmuştu, arkadaşın durumu aklıma geldi. "Uzun Saçlı Kel Adam" olsun dedim.

Blog açmaya nasıl karar verdin?
Yıllar önce ben ilk blogumu açtım. Google amcamıza "en güzel oyun siteleri" yazdım, o da beni blogspotlu bi yere yolladı. En üste, navbara, bi baktım ki giriş yap falan yazıyor. Acaba bu ne demek falan dedim, tıkladım üye oldum. Bizim zamanımızda (Gören de beni 100 yaşında sanacak) yoktu öyle kendi adınla açmalar falan.. Bir de ya öğretmenler beni google'da falan ararsa diye Bay Joe adıyla açtım blogu. İşte daha göt kadar boyuma bakmadan insanlara öğüt falan verdim. Yaz bitince de sildim blogu.
Aradan biraz zaman geçti, bu Bay Joe aklımın bi köşesinde ama. Tekrar açtım blog. Artık daha fazla olgunlaştım, daha fazla arkadan vuruldum bir şeyler öğrendim diye tekrar hayat dersi vermeye başladım Bay Joe şeklinde. Sonradan dersler bi ağırlaştı, anam yarabbim, bir de benim bilgisayar falan da çökünce.. Sallamadım hiç blogu, onu da unuttum gitti. 
En son da sıra Uska'ya geldi işte. Baktım benim hayatım aslında çok da monoton değil. Bir de gece yatmadan falan bildiğin beyin yoluyla sayfalarca yazı falan yazıyorum. Yaşadıklarımı içimde şekillendiriyorum. Yukarıdaki soruda anlattığım gibi Uzun Saçlı Kel Adam yapıp açtım blogu işte. 

Neden kişisel blog?
Bi kere kişisel blogun şöyle bir avantajı var. Mesela ben bu bloga istersem kitap da yorumlarım, filmlerden de bahsederim. Ya da arkadaşlarımla kavga mı ettim, hoop bloga yazarım. İnsan çeşitlerinden bahsederim falan filan. Tutup da sağlık blogu falan açsaydım sadece sağlıkla ilgili şeyler yazmak zorunda kalırdım. Ama Uzun Saçlı Kel Adam ismi bütün konuları kapsıyor gibi geliyor bana.

Kişiliğin?
Hümanist, realist ve kesinlikle biraz da nevrotik. Edebiyat öğretmenim beni Yalan Dünya'daki Açılay'a benzetir mesela. Hani onun da sanata saygısı vardır, sanatı yaşar falan ya. Ben de öğretmenle çalışırken "duyguya giriyorum, burada sitemli olacağım." falan filan dediğim için.. Kesinlikle bende delilik var yani, bu kesin. Duygusalımdır hafiften, bir de bir şeye taktım mı var ya, o şey gözümde öyle bir büyür ki.. Hayatım sadece o olur. Mesela bi telefonu çok istiyordum, sabah kalkıyorum onu söylüyorum, gece rüyamda ellerimde o var. Eski telefonuma o telefonun resimlerini indiriyorum falan. Takıntılı manyağım!

Hoşlandıkların?
Bir şeyler okumaya bayılırım. Yaşadığım şeyleri yazmaya da bayılırım. Sohbet etmeyi de severim. Ve hayattaki en büyük hoşlantım uyku.. Ha bir de yemek yemeye bayılırım. Ve gündemi takip etmeye, yorum yapmaya. Ve bir şey yazacaksam mutlaka gönderme yaparım, sinirimi o ince göndermelerle çıkarırım. (Jelibona sevgiler.)

Hoşlanmadıkların?
Birisi bana bildiğim bir şeyi zorla Öğretiyorsa, bu o kişiden neFret etmemi Sağlar. (Neden 3 harfi eğik yazdığımı anlatırım sonra.) Burnu havada olan insanlardan nefret ederim. Kendine bakmadan eleştiri yapmaya çalışanın üstüne kusasım gelir. Küçümseyerek konuşan insanların ağızlarına vurasım gelir. Bir de haksızlıktan nefret ediyorum.

En son okuduğun kitap?
Kürk Mantolu Madonna. Ha aynı anda okuduğum Ruhi Mücerret de var tabi.

Gelelim kimi mimliyorum. Herkes yapmıştır bence ama.. Artemis görüyorsan yap, (Kızımızın twitterda başı azıcık dertte de..) Hasan efendi sen de yap ollum, Pehito seni unuttum sanma, Maviye İz süren ve Nugi lütfen siz de yapın ve Imtırak Imsı.. Bir de Elzem. Aaaa bir de KurguRoman. Valla bekliyorum sizden ha.