“Dostum, iyi ki
benimlesin; hiç ayrılmayalım hiç!” dedi ve tam 3 hafta sonra ölene kadar
konuşmamak üzere karar aldı.
Arkadaşlık kesinlikle
insan yaşamı gibi. Evreleri ve belirli bir süreci var. Doğum, yaşam ve ölüm.
1. “İyi ki benimlesin” evresi:
Bu evre arkadaşlık
sevgisinin doruklarda olduğu evredir. Birbirinize “Sonsuza kadar arkadaş
kalacağız, küsmek yok!” dersiniz. Tüm insanlara arkadaşınız olduğunu bir
şekilde göstermeye başlarsınız hatta artık insanlar bıkmaya başlar. “Yeter ama,
anladık çok iyisiniz.” derler ve siz daha da mutlu olursunuz. İnsanların sizi
kıskandığını düşünürsünüz.
Bu evrede çevrenizdeki
herkes artık sizin çok yakın bir arkadaşınız olduğunu anlar. Yüzünüze farklı,
arkanızdan farklı konuşurlar. Arkanızdan “Bu ne böyle abi ya, yapışık ikiz gibi
mıç mıç etrafta geziniyorlar.” derler ama yüzünüze karşı “Ay çok tatlısınız
yahu.” dediklerini görürsünüz.

Aradan zaman geçer ve
insanlar bu durumdan rahatsız olduklarını size söylemeye başlarlar,
söylemeseler bile yaptıkları dudak büzüştürmelerden, fıs fıs konuşmalardan siz
anlarsınız. Eğer arkanızdan konuşan açık sözlüyle gelip size “Aşırı samimisiniz,
insanların gözüne batıyor.” der. Ama sizin hiç kimseyi duymaya niyetiniz
yoktur, sonuçta o sizin kardeşiniz, tek dostunuz, arkadaşınızdır…
3. “Aynısından almışlar, şaka gibi!” evresi:
Arkadaşınızla baya
samimi olursunuz, hatta o kadar samimi olursunuz ki telefonda konuşup her gün
aynı renk kıyafetlerle gelirsiniz. “Bugün bordo kapüşonluyu giyelim mi?” ya da
“En iyisi mavilere bürünelim ya.” sözleri, telefonda konuştuğunuz 40 dakikanın
yarısını oluşturur.
Arkadaşınızla aynı
giyinip dolaşmaya başlarsınız. İnsanlar sizi görünce şaşırırlar. Ama artık bu
durumdan çok sıkılmışlardır ve arkanızdan konuşmak yerine size patlarlar.
“Ne bu böyle kıyafetin
aynısından almışsınız?!”
“Şaka gibi ya!”
Okulda konuştuğunuz
yetmezmiş gibi, eve gelince de en az 40 dakika telefonda konuşursunuz.
Okulunuzdaki öğretmenlerden tutun da, kendi kendine konuşan hademeye kadar; her
şey sizin konunuz olur. Arkasından konuşmadığınız arkadaşınız kalmaz,
insanların size neden bu kadar tepki verdiğini anlamak istersiniz.
“Ya neden böyle
diyorlar, biz çok mutluyuz di mi Arkadaşım?”
“Aynen Arkadaşım benim,
duyma sen onları.”
4. “Bir daha sakın yapma, söz mü?” evresi:
Ya siz ya da arkadaşınız
bu fazla samimiyetten giderek sıkılmaya başlar. Artık telefonda konuşmalar her
günden haftada ikiye inmiş, aynı kıyafeti giyme devri ise kapanmıştır.
Bu evrede arkadaşınızdan
izin almadan başka insanlarla teneffüse çıkarsınız, hatta arkadaşınızı başka
insanlara anlatmaya başlarsınız.
“Niye böyle geziyorsunuz
abi, saçmalıyorsunuz.”
“Ya ne bileyim, çok
istedi kendisi; iyi çocuk aslında ben de kıramadım. Yoksa nereden bu kadar
samimi olacağım, peeeh!”
Arkadaşınız sizin için
yavaş yavaş başka bir yaratığa dönüşür. Artık arkasından iş çevirme vakti
gelmiştir.
“Sakın söyleme
Arkadaşım’a ama…”
“Ne, şaka gibi?!”
Siz bunları anlatırken,
yanınızda olan insanlar sizin dediklerinizi duyarlar –mutlaka birileri duyar-
ve direk arkadaşınıza söylerler. Birden hiç beklenmeyen bir anda arkadaşınızdan
sert bir çıkış alırsınız.
“Niye insanlara
anlattın? Hani gizli kalacaktı her şey? Sana hesaplarımın şifrelerini bile
vermiştim ben!”
“Ya saçmalama, birden
ağzımdan çıktı işte, yoksa öyle bir şey yapar mıyım?”
“Söz ver bana, bir daha
sakın yapma. Söz mü?”
“Söz.”
Söz verirsiniz ama başka
insanlara arkadaşınızla ilgili öyle
şeyler anlatmışsınızdır ki artık, altından kalkamayacağınız olaylar başlamak
üzeredir…
5. “Bunu da mı anlattın, sakın benimle bir daha
konuşma!” evresi:
Arkadaşınız, aranızda
geçen diğer şeyleri başkalarına anlattığınızı öğrenir ve sizinle asla konuşmama
kararını alır. Artık onun gözünde siz, insanlara onun verdiği bütün sırları
anlatan, güvenilmez, küçük çocukların annelerinin “Oğlum bu çocukla bir daha
konuşma!” dedikleri türden bir insana dönüşürsünüz.
Ancak bu olanları sadece
siz yapmamışsınızdır, arkadaşınızın da sizinle ilgili insanlara anlattığı öyle
şeyler olur ki… İki tarafta bu fazla samimiyetin birbirine zarar verdiğinin
farkına varmıştır ama artık çok geçtir. Bütün sırlarınızı çevrenizdekiler
öğrenmiştir. Artık arkadaşınızla konuşma vakti gelmiştir.
“İnsanlara seninle
ilgili bir iki şey anlattım, sense her şeyimi ortalığa dökmüşsün!”
“Sen mi bir iki şey
anlattın? İnsanlar kimlik numaramı ezberlemiş neredeyse. Senden sırdaş falan
olmaz!”
Sizin kavga ettiğinizi
gören birkaç kişi başınıza toplanır ve o an iki taraf da yerin dibine batmaya
hazırlanır. Çünkü çevrenize toplananlar sizin anlattıklarınızı arkadaşınızı
üzmek için kullanacaktır.
“Bırak ya, bunun gibi
eskiden öyle şeyler yapan insanla konuşulur mu?”
Ve bu söz arkadaşınızı
çileden çıkarmaya yeter.
“Bunu da mı anlattın,
benimle bir daha sakın konuşma!”
“Asıl sen benimle
konuşma!”
6. “Şey, ya bir
şey demem lazım, yanına oturabilir miyim?” evresi:
Artık arkadaşınızın
yanından kalkmışsınızdır. Sınıfta tek bir kişinin yanı boştur ve o sıraya oturmak
zorunda kalırsınız. O tek oturan kişi de hep sınıfın sorunlu insanı olur.
Sonradan oradan kalkar, eski arkadaşınızın yanına geçen kişinin yerine oturmak
istersiniz.
“Şey, ya bir şey demem
lazım, oturabilir miyim?”
Oturmak istediğiniz kişi
oturmanıza izin verir. Artık sınıfta adınız, güvenilmez, lafçı olmuştur. Yeni
sıra arkadaşınızla samimiyeti zor yakalarsınız. Bir anda eski arkadaşınız,
gözünüze yeni sıra arkadaşıyla çok mutlu görünür. İçinizden “Daha yeni küstük
be, ne hemen yeni biriyle samimi oldun?!” dediğiniz zamanlar bu evrededir.
Büyük bir arkadaşlığın
daha sonuna gelinmiş olur, fazla samimiyetin göz çıkardığını, iyi olmadığını
anlamış olursunuz. Ama her şey için çok geçtir çünkü etrafta bunu anladığınızı
göstereceğiniz hiç kimse kalmamıştır. Artık adınız çıkmıştır dokuza, bir daha
inmeyecektir sekize.
Ve büyürsün koca adam/ kadın olursun ama bakarsın bu evreler hep aynıdır, değişmez. Anlarsın ki o zaman hep mesafeli kalmak gerekiyormuş :))
YanıtlaSilSevgiyle kal.