YAZLIK etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
YAZLIK etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Temmuz 2016

Yazlık Belgeseli - 2016 (Bu bir Uska yapımıdır.)

Her yaz olduğu gibi, bu yaz da yazlığa birkaç günlüğüne gittim. Aşırı eğlenmemizi ayrı tutuyorum, bu sefer ki daha bir efsaneydi sanırım. 
**
Sınavdan çıkmışız, evde "Fizik girdiiii, allammm oturamıyorumm." diye ağlarken soruların açıklanacağını duydum. Bu arada, bizim tayfanın hepsi yazlıkta. Herkes mesaj atıp duruyor "Tolga gel artık, aaa yeter başlatma sınavına." diye. Benim de aklımda şöyle bir düşünce var, "sorulara bakayım, rezilliğimi görüp birkaç günlük depresyona gireyim ve öyle gidiyim." (İstek kipiyle cümle kurmak çok zor.) Saat 16.30'da açıklanacak sorular, ben bilgisayar başındayım. Gözlerim dolu dolu... Bence siz de ağlardınız yahu cevabına bir iki dediğiniz sorunun yalnız üç çıkmasına filan. 
Bir anda telefonum çaldı, bir baktım ki yazlıktaki manyaklardan birisi. Konuştuk biraz, "aşağı in." dedi. "Ne aşağısı lan?" dedim, "biraz manyak bir aile olduğumuz için yazlığın anahtarını Adana'da unutmuşuz, gelmişken seni de alayım." dedi. (istek kipi keyfi.) Bildiğin, bütün yolu tekrar gelmiş, tekrar gidecek. 
Bu arada annem meraktan ölüyor, ben evde terör estiriyorum yanlışım çok diye. Bir anda nasıl oldu inanın ben de anlamadım, "Yaaa şapşik, iniyom dur bekle." dedim! O ağlayan, karaları bağlayan Tolga gitti, yüzüne kocaman bir gülümseme yayılmış bir Tolga geldi! 
Normalde her yere geç kalan, buluşma saati sadece bana 2 saat erken söylendiği halde sadece benim geç kaldığım bir insanken; hayatımın en kısa valiz hazırlamasıyla kendimi aşağıda buldum. Oğlum, benim dersim 8'deyse ben 8 buçukta evden çıkan bir manyağım...
**
Vardık yazlığa, her şey güzel, bıraktığım gibi. Sitede değişen hiçbir şey yok. 16 yıldır aynı ve sanırım, bir 16 yıl daha aynı kalacak. 
Dediler ki "Gelin sahile gidelim, içecek bir şeyler alıp." Gece olmuş artık, hava karanlık. Sahil dediğim de, hani dalga kıranlar var ya. İnanılmaz güzel bir ortam, hepimiz kayalara oturduk, dalgalar çarpıyor, gıybet on numara. 
Bir anda ayaklanma oldu, "Ayyy ayağıma bişi değdi, yengeç mi oo, ayyyy deniz yılanı bence. Sen mi dokundu yaa, ohaaa sen dokunmadıysan kim dokunuyo ya kaçın!" diye bağırdı bir arkadaşım. Herkes ayaklandı, "Hadi dönelim boş verin." dediler, ben bir sinir oldum.
Bu arada, bir arkadaşımız da böyle nasıl desem, ayakta duramıyor. Kayalardan indirirken filan biz tutuyoruz, hem çok konuşuyor, hem ağzı yüzü kaymış hafiften. Sayıklıyor sürekli, saçma saçma espriler, ağlıyoruz hepimiz artık. 
Daracık bir yol var, iki araba yan yana gidemez bile, yan tarafı ormanlık, oradan yürüyoruz sekiz kişi. İkişerli dört grup olmuşuz, en önde ben ve bir arkadaşım varız. Bir anda üzerimize kocaman bir araba geldi, bizi görmedi bildiğin. Arkadaşımın kolundan tuttuğum gibi bizi ormana attım, bildiğin ölüyorduk, ezilecektik. 
Sonra ben sessizce "Oha ya, lan ölüyorduk ha." derken, araba durdu. (gerilim müziği) Beni duymadıklarına eminim, burası Karataş oğlum, Adana'nın ilçesi yani. Adamlar ruh hastası, ilçe kendilerinin zannediyorlar. Hafif conolar, yolda yürüyüşleri, duruşlarını filan görsen... O yüzden, ben herkes susmuştur sanıyordum, hani araba bulaşmadan bize, geçip gitsin diye. 
Meğer sarhoş arkadaşımız "Sakin ol yaa..." demiş. Duymuşlar, durdular hemen. Aramızda sarhoş olan tek arkadaşımız, bütün ayıklar orada olmasına rağmen kaçmaya başladı! Lan hani sarhoştun sen? Bu nasıl bir kafa, ben altıma sıçıyorum adamlar bizi öldürecekler sopayla diye. 
Neyse, haberiniz olsun. Adana'da "kardeş" kelimesi her şeyi çözüyor... Gittik adamların yanına, "Pardon kardeş ya, size demedi." filan dedik. 4 erkek, 4 kız var, pardon biri kaçtı 3 erkek 4 kız... Hani adamlar nasıl duruyor biliyor musun, arabadan çıkıp ıslık çalsalar en az 46 kişi olurlar gibi. Adamlar da "Tamam" gibisinden bir şeyler mırıldanıp, sinsi sinsi gülerek gittiler. 
Daracık yolda yürümeye devam ediyoruz, bu arada hepimiz bağırıyoruz çocuğa. Aslında verdiği tepki haklı bir tepki ama bir anlasa, burası elit bir yer değil, insana saygı diye bir şey yok ki. 
Neyse, bu çocuk gitti sevgilisini aradı kafası güzelken. Yine ikişerli yürüyoruz, bu sefer yanımızdan motorlular geçiyor. Sığmışız harika bir şekilde, sorunsuz devam edeceğiz zannederken bu sefer de motorlular durdu. Yine aynı salak arkadaşımız telefonu kapatırken sevgilisine "iyi geceler avrat" demiş. Adamlar da durup "Bize mi diyor o lan?!" diye sordular. Yine aynı "kardeş" kelimesi, yine "yok kardeşim benim, sevgilisiyle konuşuyor." cümlesini söylerken ki ses titremesi, yine "valla bu sefer öldük." hissi... Adamlar da "ha tamam o zaman." diyip gittiler ama ben terledim yine.
Böyle bir yer işte Türkiye. Aynı şehrin bir ilçesi inanılmaz gelişmişken diğer ilçe çağ atlayamamış gibi. İnsanları yobaz, hepsi bir garip... üzüldüm ha aslında. 
Sonunda siteye vardık, dediler ki "çiğ köfte yiyelim." Bu arada, gece yenen yemeklerin tadına ayrı bir bayılıyorum... Hepsi kıçıma gidiyor ama olsun. Aradılar, "al sen konuş." dediler. Telefonu elime alıp "Merhabalar, çiğ köfteyle mi görüşüyorum acaba?" dememle, telefondaki adamın püskürerek gülmesi aynı anda oldu. Hayır yani, adam "evet" dese, konuşan çiğ köfte var bildiğin dünyada. Adam yarım saat güldü resmen, o güldükçe ben de güldüm. 
Yalnız var ya, ulan harbiden dayak yiyordum haaa... 


15 Ağustos 2015

Bir yaz günü, hiç bu kadar üşüdün mü? (2015 yapım)

Şu mezuna kalma işleri falan derken burayı baya boşladım.. habire eğitim durumumu yazıp duruyorum lan, sanırsın blogger değil milli eğitim bakanlığının ana sayfası. neyse, şimdi yazı biraz uzun olabilir, anlatacaklarım var çünkü.. başlıyorum!
*
yazlığa gittim tabii ki bu yaz da. geçen yaz kadar olmasa da yine de eğlendim. toplam 10 gün kaldım, sonra "ders çalışmam lazım" diyip eve döndüm ama ders çalışmaya döndükten 10 gün sonra başladım, öyle de ayrı bi malım.. 
Geldiğim ilk gün bizimkiler toplanıp sevgili Karataş'ta bulunan iki kafeden birisine gidelim dediler. Zaten bana "gezmeye gidelim, kendimizi ordan buraya atalım" de, hemen sürtüklük damarım kabarıyor beni tanıyorsun..
Çıktık kafeye, (çıktık derken, kafe biraz tepede, uzun bi yokuşu tırmanıyorsun) baya bi oturduk.. gece 12 gibi de kalktık.. ve macera tam bu noktada başladı.. 
dediğim yokuş var ya, onun sonuna doğru geldiğimizde bi baktık ki yavru bi köpek.. allahım nasıl şirin bir şey, minnacık böyle, avucum kadar (aslında yanlış bi örnek oldu, benim elim kocaman). durduk önünde, tabi benim azıcık bi hayvan fobim olduğu için elleyemedim ama uzaktan "agucuk bugucuk" demekle yetindim.. fakat diğer arkadaşım eline aldı köpeği, "sen artık benim köpeğimsin" deyip duruyor.. 
Diyorum ki "yapma Doğa, etme Doğa, kızım ne gerek var, belli ki annesini falan arıyor." yok.. bu arada yolu yürümeye devam ediyoruz, Doğa elinden bırakmıyor köpeği.. yazık köpeğe yemin ediyorum, bir de elinden öyle bi bakıyor ki.. Doğa da diyor ki "anası babası olsa gelir ararlardı, gelin siteye götürelim orada besleyelim." 
kafama yattı, yani minicik köpek ve biz almasak ezilecekti arabaların altında.. "tamam" dedik, "o zaman siteye gidelim." lakin benim canım bi balık ekmek çekti, anlatamam sana.. bi de kokuyor, "gel bana gelllll" diyor pezevenk.. 
"hadi Doğa, balık ekmek yiyelim" dedim.. "sen yaptır, bekliyorum" dedi.. bu arada yoldan geçenler de köpeği sevip duruyorlar.. 
elimde 2 balık ekmek, yanımda doğa ve köpek yürüyorum.. lan bi baktım bizimkilerin yarısı yok! kiminin anası aramış gel falan demiş, kimi önden yürümüş arkasına bakmayı unutmuş.. 
yolun yarısına geldik, doğa dedi ki "Tolga sen köpeği tutar mısın?" Ulan ben mi tutacam, korkudan altıma sıçarım ya.. hayvan fobim var diyorum, tutamam diyorum, "lan ben nasıl yiyim bu balık ekmeği o zaman!" diyor.. şöyle otlu bi yere geldik, köpeği yere bıraktı.. 
Sohbet etmeye başladık bu arada, herkes önden gitmiş.. ben olsam ben de giderdim, 2 salağı mı bekleyeceğim diyip.. 
Tam sitenin dedikodusuna devam ederken önümüzde bi taksi durdu.. ve içinden hayatım boyunca bir daha görmeyeceğim sandığım birisi çıktı.. 
Ben ilkokulun sonunda özel okulda okudum ya, hani bana eziyet ediyorlardı, eşyalarımı dağıtıp benimle pis pis alay ediyorlardı.. onlardan birisi işte.. senin ne işin var Karataş'ta, bok gibi paran var Marmaris Bodrum 'a gitsene.. şerefsizin çocuğu, hâlâ bacağım kadarsın, suratın yine boka benziyor.. 
Normalde okuldayken ben bunu bi dövmüşüm, aklın durur.. dövdüm, üstüne çıktım, sonra da "gir lan dolaba" dedim, tam bi ders boyunca çocuğu sınıftaki dolabın içine sakladım.. saçmalamayın, tabii ki insan seviyorum ama bu çocuk hayvan.. 
"bakar mısınız" dedi, beni tanımadı önce.. tabi tanımaz, saç stilimi değiştirdim, sakal bıraktım, kilo aldım.. 
"buyur" dedim, ben tanıdım.. hiç değişmemiş it.. bu arada dövmemek için kendimi zor tutuyorum.. ellerimi yumruk yapmışım, doğa da arkadan beni tutuyor, anladı bir şeyler.. 
"buralarda bi köpek kaybolmuş, Paşa isimli, sahibi her yerde onu arıyor." dedi.. 
Doğa'ya döndüm, "yürü geri dönüyoruz, sahibine verelim." dedim.. 
peki o ne yaptı, "yaa gerçekten mi" dedi, sandım ki hemen aramaya çıkıyoruz sahipleri. fakat Doğa oradaki kaldırıma oturdu ve balık ekmek yemeye başladı.. evet arkadaşlar, benim bütün arkadaşlarım ayrı manyak..
"sağol" dedim, tam arkamı dönüyordum ki "sen Tolga mısın" dedi.. O Tolga seni bi yere yatırır şimdi.. neyse. 
"Evet, sen de Sergen olmalısın, hiç değişmemişsin ya" diyip zalimce bi kahkaha attım, kendimi rezil etmiş olabilirim.. "yürü hadi" diye tuttum Doğa'nın kolundan.. 
normalde çocuğa saldıracaktım. ancak takside resmen bütün sülalesi  vardı.. benim yanımda da bi tek Doğa ve yavru köpek.. sıçarlar ağzıma yeminle saldırsam.. içimde kaldı ama umarım yine karşılaşırız..
başladık geldiğimiz yola dönmeye.. siteye varmış bizimkiler, beni aradılar, dedim böyle böyle.. gelin gruplara ayrılıp arayalım sahiplerini.. geldiler hepsi, başladık aramaya.
Yüz kişiye sorduk, kimse bilmiyor.. herkes "duymadık, görmedik" diyor, hatta "bırakın kaçın" diye akıl veren mallar bile var.. en son dedik ki bulduğumuz yere yakın bi hayvansevere verelim.. hani sahipleri sorarsa oraya, en azından hemen bulunur.. bu arada ben de twitter'da aramaya yapıyorum, kayıp köpek ilanlarına falan bakıyorum.. 
tam o anda süpermen gibi bi yaşlı amca geldi, bakkal sahibiymiş, "verin çocuklar ben zaten besliyorum bir sürü köpek, ona da bakarım. arayanların dikkatini çeker burası, sorarlar" dedi.. 
biz amcayla sohbet ederken bizim Paşa gitti sokak köpeklerinden birisinin memesini emmeye başladı.. ya yazık, nasıl üzüldüm, köpek bildiğin aç.. bi de hayvan köpek izin vermiyor emmesine, kaçıp duruyor.. bi de havlıyor küçücük köpeğe.. en son amca dedi ki "durun süt verelim." gittik süt aldık, Paşa'yı bi gör, kana kana içiyor resmen.. 
Amca da "bana emanet, merak etmeyin siz" deyince siteye geri döndük.. 
iki ihtimal var.. ya o şerefsiz çocuk ben ordayım diye kandırmak istedi bizi, ya da gerçekten köpek kaybolmuştu..
umarım iyidir şimdi ya.. o çocuktan bahsetmiyorum lan, köpekten bahsediyorum.. Paşa'dan yahu, bizim Paşa'dan..


8 Temmuz 2014

Yazlıktan Psikopat Notlar

Yazlığı o kadar özlemişim ki, bunu daha kapıdan girer girmez anladım.. Önce başka bi siteye gittik, daha sonra bizim yazlığa geldik.. saat iki buçuk gibiydi, "büyük ihtimal bizimkiler yatmıştır" dedim, arabada uyuklamaya başladım.. kapıdan girdim, bi baktım bi yerden hehehe hohoho gülme sesleri geliyor.. kuzenlerim de o tarafa gidince bizimkilerin -en azından bi kısmının- orada olduğunu anladım.. sonrası sarılmaca, hasret gidermece, mutlu olmaca..
bi saat falan aşağıda kaldıktan sonra yarın hasret gideririz diye düşünüp eve çıktık.. eve çıktık çıkmasına ama yattığım çekyatı görmen lazım! sağa dönüyorum, öyle bi ses çıkarıyor ki, insanlar uyanacak diye götüm uç buçuk atıyor.. sola dönüyorum, "ahanda sanki biri yataktan kalktı çekyatın sesine!!" diye krizlere giriyorum.. e dümdüz, ölü gibi zaten yatamıyorum.. anlayacağın alışmaya başlamam gerek o çekyata.. hani ses bildiğin gürültü gibi, benim için sorun yok, ben döner döner en sonunda yolumu bulurum ama evdekiler o sese uyanır.. ben var ya, yanımda davul çal yine uyanmam.. yok yani, benim doğamda öyle bi şey yok.. ölü gibi yatıyorum.. 
çekyat yüzünden ben biraz erken uyandım.. ama evdekilerin hepsi yatıyor.. ağustostan beridir de havuza falan girmemişim, canım nasıl yüzmek istiyor sana anlatamam.. bi de balkondan baktım, arkadaşlarım güle oynaya havuza gidiyor.. hemen kuzenimi uyandırayım dedim.. bi iki kulağıyla oynadım, uyanmadı hayvan.. ben de çekyatı yanına çektim, üstünde zıplamaya başladım.. bi baktım "ne oluyor ya, bu ses ne" diye uyandı.. "kalk kalk hadi havuza gidelim yav nolur" dedim, bu götünü döndü "ya öğlen gireriz yat uyu" dedi.. "bana bak, kalksana lan yüzmüyorum kaç aydır!!" diye kulağına haykırdım çocuğun ve uyandı.. ve asıl sorun şimdi başladı..
biz giyindik her şey güzel, kapıdan çıkacağız ama kapıyı geceden kilitlemişler.. anahtarı bulduk, lan sağa çeviriyoruz anahtarı kapı açılsın diye, yok, açılmıyor!! daha doğrusu anahtar dönmüyor bile.. yengem de sesimize uyandı garibim, geldi kapıyı açmaya çalıştı.. bi iki denedi, "Bozulmuş bu kapı, balkondan atlamanız lazım, dışarıdan açın" dedi.. birinci kat ya, kuzenim geçti atladı ve kapıyı bize en sonunda açtı.. 
havuza gittim, baya bi eğlendim, lan yüzmeyi çok özlemişim ben ya.. 
öğleni de bi şekilde geçirdik, akşam oldu.. sahile gitmeyi çok istiyordum bira alıp.. bi baktım herkes toplaşmış voleybol oynuyor fileden.. tabii bu spora aşık (!) , hayatını spora adamış ve hiç değişmeyen (!!!) ve asla spor salonundan kaçmayan (külliyen yalan, kaçtı) Uska da hemen oyuna katıldı.. öküzler gibi eğlendik yemin ediyorum.. gülmekten topa vurmayı unuttuğumu biliyorum yani.. 
tam sahile gidiyoruz, kapıdan çıkacağız, sevdiğimiz bi arkadaşımız "abim izin vermiyor bu saatte site dışına çıkmama" dedi.. e tabi kanca beraber olayını benimsediğimiz için sitede kalalım dedik.. ama herkes "içelim, yok hoşbeş alalım, aaa cips de olsun, lan kola alın abim gelince ağzıma hemen kolayı koyarım" deyince herkesten topladık paraları, gittik bira almaya.. yeminle adam kısa günün kârını yaptı ya, 50 lira ödedik.. 
biralar hazır, bu sefer yeni kavga "nerede içelim?" sorusu.. herkes bi yer söylemeye başladı.. önce tabi "evi boş olan var mı?" diye sorduk ama kimsenin evi boş değildi çünkü yazlığımızda herkes bi sürü akraba beraber kalıyor.. sonra bizimkiler "damda masa kurmuştuk biz, oraya çıkalım" dedi.. 
abisi izin vermeyen arkadaşımız da "ama yine aynı durum olur, abim beni sitede görmezse ağzıma sıçar" dedi.. olayı "sen şu an bizim evdesin, abin ararsa öyle dersin." şeklinde kapattık ve dama çıktık.. 
damın kapısı önceden açılmış.. yani damda sitedeki görevlilerden birisi olabilir.. biz nasıl korkuyoruz ama.. çıksak mı çıkmasak mı derken 5. katın merdiven boşluğunda biraları fondip yaparken buldum kendimi.. 3 tane birayı 3 dakikada içme rekorunu da kırdım bu arada.. 
sonrasını pek hatırlamıyorum maalesef.. kuzenimin beni dürtmesiyle uyandım, üzerimde pijamam da vardı hem.. bi baş ağrısı, bi uyanamama, "gece ne bok yedim acaba?" merakı ve "inşallah kimseyi kırmamışımdır" telaşını da hesaba katarsak güzel bi gün geçirdim.. sonra da Adana'ya döndük işte.. yazlığa pazar günü tekrar gidiyorum.. bizimkileri o kadar çok özlemişim ki, daha yiyecek bi sürü bok varmış gibi duruyor...

3 Aralık 2013

Çok çok zaman önce...

Ben yine yazlıktayım, işte daha 5 6 yaşımda bi şeyim.. Kendi halimde takılıyorum falan ama yaşıtım olan diğer oğlanlardan daha farklıyım.. Çünkü adaklıyım.. 
Bizim buralarda bi şey var.. Böyle erkeğin saçını uzatıyorlar 6 yaşına kadar falan, sonra ziyarete götürüyolar seni, orda da saçını kesiyorlar.. Böyle saçını örgü yapıp duvara asıyorlar.. Ya anlatması uzun iş, nedeni de öyle ama annemler de dedem ve nenem istiyor diye uymuşlar, teee 6 yaşıma kadar upuzun bırakmışlar saçımı..
Bi de kızları daha iyi anlıyorum o zamanlar.. O ne yahu.. Mesela banyodan çıkıyorum, erkek gibi saçım olsa kurutması 15 saniye, bi de benim saç gelmiş mi götüme kadar.. Çıkıyorum banyodan, ulan kurut kurut bitmiyor.. Mesela aşağı iniyoruz saklambaç futbol falan oynicaz.. Ağzıma giriyor saçım, herkes oyun oynarken ben annemin yanına çıkıyorum "anne topla yaa" diye.. Hadi onu da geçtim, bi de toka derdi var.. Eğer yanında yoksa yandın, gerçek anlamda yandın o yaz sıcağında, saçın ensene ensene geliyor böyle.. Mesela annemle güne giderdim, ulan "hani olun vardı sibelll" derlerdi anneme ya.. Erkeğim ben erkek teyzaaa, pipim var benimm derdim ama peeeh söylediler yani..
Neyse, ben bizimkilerle anlaşmışım, havuz daha ilk kez açılcak diye hep beraber giricez.. Anlaştık bi güzel, hepimiz koştura koştura gittik havuzun kapısında nöbet tutuyoruz.. Açtı Canan abi havuzu, hepimiz aynı anda atladık, çok eğleniyoruz falan.. 
Sonra havuz dolmaya başladı.. İnsanlar nasıl artıyor ama, bi döndük arkamızı ulan bütün site havuzda.. Benim de saçım uzun ya, nasıl gıcık oluyorum insanların içinde kalmaya.. Birden arkadaşım "hadi yeaaa oyun oynayeekk" dedi, herkes el ele tutuştu, kaykay oynicaz.. Ben tam arkadaşımın elini tuttum, kayıcam.. Arkadan bi oruspu çocuğu "pişşttt kızzz" dedi.. 
Önce üstüme alınmayım, bana değildir ya dedim, inşallah değildir dedim.. Arkamı falan dönmedim çocuğa yani.. Sonra bu ben dönmeyince yine söyledi "piştttt kız naberr" diye.. Ama bana söylüyor yani, arkadaşlarım da durmuş ona bakıyor.. Gözlerim doldu, ulan diyemiyorum çocuğa seninkinden büyük pipim var benim, sen kimsin diye.. Tek dediğim şey "Sus!!" oldu maalesef.. 
Bu oruspu çocuğunu da bi görsen.. Yüzü öyle bi itici ki.. Ağlarsın görünce, bi de aşırı tipsiz.. Babamı hiç sevmez onun babası, bana neler diyor benden en az 15 yaş büyük.. 
Biz devam ettik oynamaya, sonra arkadaşım "yeaaa çok sıkcııııı hadi atlayeeek" dedi, hepimiz koştur koştur havuzdan çıktık, sırayla atlicaz.. Gösteri yapıcaz yani herkese aa benim moralim aşırı bozuk o şerefsiz yüzünden.. Duvardayız, herkes atladı, tam ben atlicam, çocuk arkadan "Senin saçın uzun, sen aslında kızsın." dedi.. Lan benim gözler doldu mu yine.. 5 yaşında çocuğa dediğin şeye bak oruspu çocuğu! Tınlamadım, arkadan gülme sesleri geliyor, yanımda kimse yok herkes havuza atlamış.. Duymayim dedim, hazırlandım, tam koşuyorum, "senin pipin yok aslında, kızsın sen, upuzun saçın var senin" dedi.. Ben durdum şöyle, beynimde şimşekler çakıyor artık.. Küçüğüm falan ama sen beni saf zannetme.. Ulan 6 yaşımdaki günlüğümde "piç berker kendi kaleme gol attım diye beni oyundan çıkardı." yazıyor yani.. Durdum hemen, "yooo benim pipim varrr" dedim çocuğa.. Zannettim ki susacak..
"Yok ki senin pipin, sen kızsın olum, yalan atıyosun, varsa gösterr" dedi.. Şimdi, herkes susmuş bizi izliyor bi kere.. Ya onu tınlamayıp, yani savaşı kaybedip havuza atlicam, ya da var ulan var al sana diye açıp göstericem.. Mantıklı olan tınlamamaktı tabi ama ben naptım.. Mantıksız olan yolu seçtim (herzamnki gibi) ve o duvarın oradan havuzun en başına gittim..
"Görürsün sen şimdi!!" dedim, ama bak herkes susmuş beni izliyor..
O an içime bi vahiy mi girdi noldu.. Birden bağırmaya başladım.. ama elim mayomun ipinde..
"KIZLAAARR GÖZÜNÜZÜ KAPATIIIINN!" dedim ve benim pipi del daşşak falan hepsi ortada..
Arkasını dönenler falan baktı, hatta tüm havuz baktı yani.. 10 saniye bi sessizlik oldu ama ölüm bekleyişi gibi.. Sonra birisi püskürdü resmen gülmedi yani, herkes gülme krizine girdi.. Sonra baktım herkes gülüyo ben de gülim dedim.. ama nasıl gülüyorum, ulan bari mayonu kaldır da gül gerizekalı.. Bi tek o bana laf atan oruspu çocuğu gülmüyor tabi.. Sonra mayomu kaldırdım, havuza atladım, bizimkilerin yanına gittim.. Arkadan o pisliğe "küçücük çocuktan lafı yedin laaan, utan laann" diyorlar tabi.. 
Sonra diğer yaz geldi, tabi bizimkiler daha küçük, herşeyi unutmuşlar, kimsenin götünden haberi yok.. Yani bana gelip de "Uska yaaa geçen yıl pipini nassıl açtın amaa" demiyor.. 
Tam eve çıkıcam, arkadaşımın halası gördü beni, bi kahkaha attı, geldi bana sarıldı.. Ben de ona sarıldım yani severim kadını.. "Hatırlıyor musun nasıl açmıştın oranı yahu, canım yaa" dedi, bastı bağrına beni.. Sonra bikaç kişi daha böyle diyerek sarıldı bana.. Dedim tamam, beni sitede "pipisini açan çocuk" olarak tanıyorlar artık..
Bu seneki yaz da ben yine geziyorum yolda tek başıma.. Yine arkadaşımın halası gördü beni, naber falan filan konuştuk öyle.. Sonra da yine sordu tee ne zamanki soruyu, "hatırlıyomusunn açmıştın ya çocukken" dedi.. Ne diyim kadına, "hihihi evet." dedim yahu..
Anladım o zaman valla.. Bazı şeyleri hiç unutmuyor şu büyükler ya..

6 Ağustos 2013

"Dam"

Önceki yazımda hani damda yangın çıkmış gibi oldu demiştim, birisi beni şikayet edecekti falan demiştim ya.. "Sonra anlatırım" yazdım, şimdi anlatmaya karar verdim.
Bendeki bu merak duygusu beni bitiriyor! Erkek olmama rağmen  severim lan başkalarının bir şeylerini öğrenmeyi. Kabul edelim aslında hepimiz çok severiz, maşallah Türk damarımız tuttu mu bbg evi gibiyiz. Yani erkek kız fark etmiyor, az da olsa insanların hayatlarını merak ediyoruz. Ne kadar "banane be" desek de eminim içimizde birazcık bir şeyler kalıyordur. Kalıyor di mi lan? Ağlarım ha, yalnız olamam.
Şu anki magazin bilgimle emin olun dünyanın en iyi dergisini çıkartırım.. Hatta burç, müzik, dizi, film yorumlarımla renklendirir, en sona da bi blogger röportajı koyar blog tanıtırdım.. Nerde bende o para... Neyse, konumuz bu aşk meşk merakıydı.
Alkan sevgilisiyle buluşacak ancak sevgilisinin zibilyon tane kuzeni olduğu için 5. katta buluşuyorlar. İlk önce "utanırım, siz gelmeyin" falan dese de ben çocuğa "yav kanka, 2 dakika senin nasıl konuştuğunu dinleyip çıkıcaz ya. Bakalım benim kankam sevgilisiyle nasıl konuşuyor hehebori!" diyerek kandırdım. Alkan bu yani, meraktan öldürür beni onun ağız hanzo halleri. Canlı canlı duymam lazım, kankasıyım, birinci derece yakınıyım yav.
Bunlar 5. kata çıktı, ben, kuzenim ve diğer arkadaş da 4. kata gittik. Bu 4. katta ancak bu kadar tanıdık çıkar, selam vermek zorunluluğu ancak bu kadar artar. Adım başı insanlara selam veriyoruz, hal hatır soruyoruz. Üstümüzde Alkan ve sevgilisinin ne bok yediği belli değil, biz Ersoy'un babasının balık pişirme merakını dinliyoruz.. Hepsinden zar zor kurtulduk ve onların buluştuğu merdivenin altına geldik. 
Lan hiç mi bir şey duyulmaz, sadece görüntü var. Sevgilisi pembe bir şey giymiş o görünüyor, bütün görüş ekranımı kaplıyor zaten yavru ayı :)) Alkan da ancak kafanı deve kuşu gibi çıkarıp bakarsam göreceğim yerde. Buğra'ya "Yürü lan dama çıkıyoruz, bi bok duyamıyorum!" dedim.
Şimdi dama çıkmak için en yakın merdiven Alkan ve sevgilisinin olduğu merdiven. E benim gibi üşengeç bi insan normalde ölse arkalardan tekrar dolanacak, yangın merdiveninden tırmanarak dama çıkacak da... Ama bu üşengeçler harikası ben, işin ucunda merakımın giderilmesi olduğu için o merdivenleri jet gibi çıktım desem.. Arkadan dolanıp çıktım.. Sırf bu magazin türündeki merakım için!
Şimdi damdayız ama acayip saçma bir durum var. Biz yürüdükçe yukarıdan aşağıya sesler geliyor, bir de benim ayaklar 46 numara, dev gibi maşallah. Hepimiz terliklerimizi çıkardık, elimizde tutuyoruz ve parmak ucunda yürüyoruz. Hırsız gibiyiz, hava da baya karanlık.
Alkan gilin olduğu taraftaki bacadan da dumanlar çıkıyor. Tavuk kokulu böyle, önünde dursan 3 gün tavuk kokarsın yani. Normalde sitede balkonda mangal yakmak yasak, herkes evinin kapısının önünde yakıyor ama ilk kez o bacadan duman çıkıyor. Neyse dedim, takma Uska, amacını unutma. Mangalı unut.
Onlar tam aşağımızdalar ve biz de tam üstlerindeyiz. Bu sefer daha net duyuyorum onları. Alkan kıza "Bende büyük olta var biliyon mu" diyor... Evet aynen bunu diyor! Kankam bunu diyor yani. Daha da çok dinliyorum, sesler bi yükseliyor bi düşüyor. En sonunda düştü ve dı dıııt duyulmamaya başladı!
Hepimiz damdan aşağı birazcık eğildik ve pencereden kankam ve sevgilisini izlemeye koyulduk. Yemin ederim arkadan biri korkutsa aşağı düşeceğim yani o derece. Hatta bi ara korktum, dizüstünde oturarak kafamı dışarı çıkardım. Sonra merdivene Alkan gilin yanına bir adam geldi ve damdaki bizim bile duyacağımız bir sesle "Burdan dama çıkan oldu mu çocuklar! Yangın çıkarmış birileri, bacadan duman çıkıyor!" demez mi..
Ağzıma sıçsınlar bu merakımın benim ya! Ulan otur evinde di mi, bak sen yangın çıkarmadığın, hatta mangal yakmadığın halde şu an suçlusun. 
Biz bunu duyunca ellerimizde terlikler, parmak ucunda yavaş yavaş damdan topuklamaya başladık. Arkamıza bakarak gidiyoruz bir de, önümüz boşmuş gibi. Ben tam o anda öküz gibi bir çocuğa çarptım arkama bakarken. Kalbim ağzımda, beynimde gerilim müziği var.. Sonra kafamı bi kaldırdım ki bu çarptığım çocuk Mert'miş. Mert, namı diğer Ayı Mert oluyor kendisi. Bunun ne işi var lan damda, yanında da 2 arkadaşı. Birden bu bağırmaya başlamaz mı..
-napıyorsunuz lan siz damda! kim çıkardı olum bu yangını! Buğra, Uska, Mert.. Hepinizi Adil amcaya söylemezsem, yöneticiye şikayet etmezsem!!
Boku salçalayıp yedik!!! Lan bizim suçumuz ne, biz ne yaptık! Hemen düşündüm, kendimi savunmaya geçtim.
-ne diyon lan ne yangını, geldiğimizde buram buram tavuk kokulu duman çıkıyordu. Mangal yakıyorlar heralde, biz yakmadık bir şey.
-görürsünüz siz ollum.
Sonra yine düşündüm. Bu 3'ü niye damdaydı? Belli ki sigara içiyorlar uyanıklar.. Şeytan gibiyim lan, kaçar mı benden bu!
-sen eğer götünden insanlara uska yangın çıkardı diye yalan atarsan, tam 5 dakika sonra annen damda 2 kişiyle beraber sigara içtiğini öğrenir. Ee?
Sonra çocuk Mert'i yanına aldı, bir şeyler söyledi, bana da "şu an moralim çok bozuk, damdan iner misiniz" dedi. Dengesiz, daha demin tehdit ediyordun bizi, bozukmuş morali. Tüü senin suratına. Bir de çocuğu görsen ayı gibi bir şey yani.
Damdan indik ve asansörle aşağı indik. Alkan ve sevgilisi ne konuştu hiçbir bok duyamadım maalesef. Tek hatırladığım oltaydı..

Bu olayların olduğu gece.. Saat sabah 4 suları-ymış..

Birden uykumda konuşmaya başlamışım. "Yangın vaaar, yangın vaaar!" diye bağırmaya başlamışım. Evdeki herkes uyanmış. Psikolog olan kuzenim de bana "Uskaa, neresi yanıyor?" diye sormuş. Ben uyandım zannetmiş. Ben de elimle bi yeri gösterip "orası orası'!!!" demişim ve uyumuşum.. 
Ulan ayı mert, damda üzerimde nasıl bir etki bıraktıysan artık, gece yangın diye ortalığı inletmişim. Bu sefer harbiden tü senin suratına.

29 Temmuz 2013

Yazlıktaki çeşit çeşit insancıklar

Evet efenim, dönmeli koltuğunuza mı yaslanıverirsiniz, mutfaktan ya da salondan getirdiğiniz sandalyeye mi bilemicim ancak bir yere yaslanın bence, yazı okuyacaksın sonuçta di mi? Bu yazıyı Twitter'daki çeşit çeşit insancıklar yazıma verilen harikuladenin fevkinde tepkilerden sonra, odamda kara kara düşünüp "bunun twitter'ı oluyomuş da niye yazlık'ı olmuyormuş?!" yazdım. Madem twitter bu kadar çok çeşit insan barındırıyor, hem de sanal olduğu halde yuh! , bir yazlık kim bilir hangi çeşit insancık modellerini barındırıyordur.

1- Bensiz bunu mu yaptınız, bir daha konuşmayalımcılar: Evet sevgili ya da sevgisiz Uska okuyucuları, eğer yazlığınızda bir tane bundan yoksa ya sizin yazlık azıcık huzur evi kıvamında ya da aranızdan biri kesinlikle pislik bir şeytan. Ben size arkadaşlarınıza, suratına baktıklarınıza dikkat edin demiyom mu? Mutlaka aranızda bundan var efenim, belki en seslisinden, belki de en sessizinden. 
Bu çeşit insanlar alınganlığın ansiklopedisi yazmış, ev ev gezerek satmış kişiliklerdir yahu. Hep beraber buluşur sözleşirsiniz, "Akıyoz mu gençlik?" gibi konuşmalar geçer ve en sonunda da dışarı çıkarsınız. Ancak söylemeyi unuttuğunuz birisi kesin vardır! Ve o kişi... O kişi... Maalesef, gaydırı gubbak bensiz bunu mu yaptınız, bir daha konuşmayalımcılar'danın en asil üyesidir.
Bunlardan kurtuluş kesinlikle yok. Dua etmen lazım, "Allahım, canım Allahım, deprem olsun, bu kızın sadece ayağına bir şey olsun ama iyileşsin, yazlıktan gitmek zorunda kalsın. Aa bizi unuttum, bize bişe olmasın, bak valla üzülürüm." Dua eğer tutmazsa, ki büyük ihtimal tutmayacak, git bir abdest al kendine gel. Ben mi söyliyim onu da!?

2- Yalanım varsa iki gözüm önüme aksıncılar: Bir gün iki gözü önüne değil de eline gelecek diye korktuğum insan çeşidi kendisi. Yaşamadığı, yapmadığı şeyleri sana öyle bir anlatır ki sanki "yıllardır yaşıyor, hatta daha yeni yaşamış" gibi bir şey olur.
Bizim yazlıktan örnek alırsak; çocuğun bize anlattığı şu: "Eve hırsız girdi, ben hırsızı gördüm biliyon mu? Sonra kafa göz daldım, tam bıçaklayacaktı ki elimle tuttum ve kurtuldum. Evde kimse yoktu, dayak delisi ettim!" 
Bizim içimizden söylediklerimiz: "Vay orruspi çoccii, yalancı seni. 1 buçuk metre boyuna, kızlardan daha beter, içi yağ dolu memişlerine bakmadan hırsız dövdüğünü söylüyorsun ha!"
Bizim dışımızdan söylediğimiz: "Oha kardeş, inanılmazlıksın!"
Bunlardan kurtulmak kolay, çünkü bir sene sonra akıllanıp dönüyorlar siteye genellikle. Ama olan sana oluyor, o çocuk yokken arkasından demediğin kalmıyor, günah hanene puanlar yazılıp duruyor. Çocuk varken de aganiginaganigeee!

3- Ben aşk doktoruyum biliyon mucular: Eğer hep beraber kızlardan abidik gubidik bahsetmece yapacaksanız, ki yapmazsanız bir sorun var, bu çocuk her düşüncenin arkasından bir şey söyler. Diyelim bir şey söylemedi, o may gat! , sizin anlattıklarınız biter, sohbet durgunlaşır, o zaman kendi aşk anılarını anlatmaya başlar.
Yine tipine, kişiliğine bakmadan, asansörcülük oynadığını kendine itiraf edemeden size milli oluşunu anlatır. Kaç kızla aynı anda sevgili olduğunu, kaçıyla birden mesajlaştığını beyninize jiletle kazır! 
Kurtulmanın tek yolu sohbette o söze başladığında başka bir konuya atlamak. Konu konu gezin vallaha, eğer kızlar konusunda kalırsanız kim bilir saat kaça kadar anlatıcının bile inanmadığı aşk anılarını dinlemek zorunda kalırsınız. Benden söylemesi!

4- Dedikodu yapmayı hiç sevmem ama...cılar: Bu çeşitin adı sitede zaten çıkmıştır. Hatta annelere babalara kadar gitmiştir, "Ayy Şerife'nin torununun ağzı nasıl da yerlerde!" diyerekten. Bir şeyinizi anlatırsanız, aynı gün belki de sitedeki 4 yaşında veletlerden duymanız mümkün.
Yapacağınız tek bir şey var. İntikam! Soğuk mu, sıcak mı, ara sıcak mı yenir bilmem ama; eğer sizin bir sırrınızı herkese söylediyse siz de aynısını yapın. Akıllansın pis gossip! 

5- Sonra devam ederizciler: Alınlarında "Ben küfür gibi bir insanım ama yine de beni sevin." yazar. Bir dakka bir dakka, ben hayatımda hiç bu kadar büyük alın görmedim! Neyse, okey 4 kişiyle oynanan bir oyundur ve o oyun artık kurulmuştur. İlk el oynanır. İkinci elin yarısında karşıdan koşarak yaklaşan bir küçük çocuk masadan birine "Annem seni yemeye çağırıyoo" der ve o çocuk masadan kalkar. Tüm oyun ekşir, bozulur, yok olur. Gitmeden de "Sonra devam ederiz ya." der ve gider. 
Bu çeşit için yapacağınız pek fazla bir şey yok. Büyük ihtimal içinizden "velet oğlu velet, sıçacam senin ağzına!" diyorsunuzdur. Ama aile işte, ebeveynuslar işte...

6- Kışın sevgili açlığından helak olduk, bari yazlıkta bulalımcılar: Bunların hepsi grup olaraktan gezerler. Hepsinin kendine özgü bir reis havaları vardır. Sanki sitede onlardan başka erkek yokmuş, onlardan başka nefes alan canlı yokmuş gibi davranıp benim sinir katsayımı yükseltirler. 
Siteye yeni bir kız geldiği an, hele de güzelse! , bunların radarları açılır, antenleri havaya dikerler. Kızın yanına gidip basit basit saat sormacalar mı dersin, salıncaktaysa yanındaki salıncakta sallanmacalar mı dersin...
Bunlardan kurtuluş yok. Farkındaysan grup olarak geziyorlar bunlar, birine sataştığın an hepsi başında biter. O yüzden sen kendi aleminde takıl, onların antiklimakıztetik havalarına girme!

7- Ay burda da mı yakaladınızcılar: Bu sözü söyleyen genellikle yazlıkta sevgili olmuş çiftin kız olan bireyidir. Siz gezerken onlara rastlarsınız, onlar da artık ne yapıyorsa! , kız da bu lafı söyleyerek alttan alttan size "Ay bıktık be bıktık! Pembe Panter ordusu mübarek! Hadi bizi rahat bırakın!" der. Anlarsanız zaten gidersiniz, ha kıtsanız buyrun doktorun telefon numarası: 05xxxxxxxx
Bunlardan kurtulmanıza hiç gerek yok, çünkü onlar sizden kaçar zaten. Lütfen kalbinize mukayyet olun ve "kaçar kovalanır anam." düşüncesine girmeyin! Kovalamayın, bırakın kaçsın pezevenkler!

8-Telefonu elimden bırakıyorum ama siz çok sıkıcısınızcılar: Vay götümün kenarı! Bu kişilerin elinde mutlaka bir teknolojik aletimsi şey bulunur. Psp olabilir, telefon olabilir, iPod olabilir, orası çeşidin parasına göre değişir. Siz "Ya ne olursun elindeki zımbırtıyı bırak! Aramıza dön!" dersiniz ama o sizin sıkıcı olduğunuzu iddia eder. Hatta kendinin Cem Yılmaz, sizinse Fatmagül olduğunuzu söyler.
Bunlardan kurtulmanıza gerek yok. Yapacağınız işlem şu; bir yere giderken onu çağırmayın, yalnız gördüğünüzde yanına gitmeyin, o telefonla uğraşırken onunla ilgilenmeyin, sohbete katmayın. Sonrasında zaten yollar bir o yanaaa bir bu yanaa.

9- Aşk acısından ölüyorumcular: Allah sitesinde bu çeşit bulunan insana yardımını esirgemesin efenim! Kışın çok sevdiği, çok bağlandığı, onun için her gün püslenip süslendiği kişiyle sevgili olmuş ancak yaz başına doğru kıçına almış olduğu minik darbeli bir tekmeyle ayrılmıştır. Aşk acısı çekenden daha çok acı çeken kim var peki? Arkadaşları! 
Her dakika, her saniye sevdiği kişiyi anlatır, mutlu olduğu anları gözünüzde canlandırmak ister ama ona göre siz her şeyi götünüzden anlarsınız! Hiç onu anlamıyorsunuzdur, yardımcı olmuyorsunuzdur. Tü sizin suratınıza!
Kurtulmanın yolu var mı bilemem bunu. Aşk acısını size anlatıyorsa büyük ihtimal yakın arkadaşınız. Naaparsın, gülü seven dikenin akupunktur yapmasına katlanır!

10- Ben cono değilimciler: Bu çeşit kimi zaman en yakınınızda, kimi zaman da şu an arandığınız gibi uzağınızdadır. Zarların siyah ipe sıralandığı ve ucunda da fil dişi gibi bir şeyin olduğu kolye boynunda, 100 kilo saç spreyi ve tavuk kıçı saç modeli kafasında, çömelerek oturup eller sıçar vaziyetteki dizlerin üstünde kişiliğimizdir bu.
Söyleyeceğim tek söz, ona bu yaptığının yanlış bir şey olduğunu anlatmamanız. Aranız falan açılır görürsünüz yani. Alttan alttan bilgiler verin, "Kızlar bu kolyeyi sevmiyor!" deyin. 

Yazlıkta bu kadar insan çeşidi yok biliyorum, çok daha fazla! 
Maddeleri oku bakalım, sen hangisisin? 

6 Mart 2013

İnternetten Aşık Oldum Ergenlik Zamanında, Beni Talan Ettiler Boku Soka Soka...

6. sınıf herhalde benim en bok, en saçma yılım olarak tarihe geçti. Hem ergenlik, hem internet hem de sınav... Hayatımızın en önemli sınavlarından birine sadece bir dönem kaldı ve ben boku yedim diye düşünüp durmadım hiç. Aksine, sbs için okula gittiğimde "bak salaklara, hepsinin götü çiziktirilsin inşallah korkaklar yaa ehehe" bile dedim. 
Ama sbsden benim bu kadar az korkmamı sağlayan birisi vardı, sormayın... Nicki qRup_HePsi_CeMRe .... 
İlk dönem karnelerimizi aldık, sikim gibi bir karne. Ergenliğe yeni girmişim, oramda buramda kıl çıkıyor; daha çok terliyorum; sivilceler artık kulak mememde bile çıkıyor o derece. Ve daha vücudumdaki hormonik olaylara alışamazken bir de üstüne sınıf öğretmenimizin artık bizi okutmaması, her derse başka öğretmenlerin girmesi hayatımın ağzına sıçtı işte. 6. sınıf herhalde en kötü senem oldu, her açıdan hem de. 
Karneleri aldıktan sonra hemen annemden paramı aldım, "anneeee ben internete gidiyom ama artık yarım saat değil bi saat oynicam tamaaam?" diye de aldım 1 liramı. Bilgisayara oturdum ve oturur oturmaz ilk önce youtubedan Grup Hepsi - Olmaz Oğlan'ı açtım, altta onu bırakıp msn'i de açtım bir güzel. Bir baktım ki ekleme talebi. O zamanlar çok havalıydı tabi, "senin msn listen kaç kişiiii" "70e yakın" "hahaha gerizekalı, benim 150yi geçtiii." sohbetleri herkesin ağzında. Ben de bir ergenim, hemen kabul ettim qRup_HePsi_CeMRe'nin isteğini. Kız da onlinemış şansıma, direk "slm" yazdı. 
O zamanlar kısaltarak yazmak öyle bir moda ki, ama ben hiç o modaya uyamadım. Hep dikkat ettim noktaymış virgülmüş, büyük harfle başlarmış vs vs Kızın avatarı Grup Hepsi'deki Cemre. Ben de baya bir seviyordum o zamanlar o grubu, "herhalde bu kızla kaynaşırız" biz diye düşündüm. Bir de o zamanlar senin sevgilin mi var, allaaaahhh herkes etrafında, kızın elini mi tuttun, ona pembe zarfta mektup mu verdin çüüüüş insan değilsin lan sen. 

-selam , dedim ben de.
-beni aslında tanıyorsun (normalde harfleri sikiyor)
-kimsin?
-yazlıktan ama sana aşığım
-anlamadım?
-aşığım diyorum
-ha anladım. (Resmen malım)
-ee naber
-iyi sen
-iyi napıyorsun
-hiç internet kafede 1 tllik açtırdım oturuyorum sen?
-bizde internet var evdeyim öyle
-iyiymiş
-okul falan nasıl abi?
Bir anda durdum şöyle, bu kız "abi" falan diyor hani hep kullanıyorum ya ben "saçmala be abi" gibisinden. O da öyle yapıyor herhalde.
-iyi ya nolsun senin
-benim de iyi
vs vs
Derken lan ben bu kızla anasının gözü gibi kanka oldum, sanki kız bana konuşmaya başlar başlamaz "sana aşığım" demedi. Kıza ailemi, kardeşimi kuzenlerimi hatta öğretmenlerimi bile anlattım. 
Yarıyıl tatilinin her dakikası kızla konuşuyorum, annemden hep para istemeyim diye nenemden dedemden istiyorum, halama yalvarıyorum. O derece kızla yakın oldum. 17.00'a kadar sürem var, son saniyesine kadar konuşmam lazım. Hep konuşacak bir konu var, kızı da tanıyormuşum hem. 
Tatil bitti, ve dönemin sonundaki sbs için aile toplantısı yapıldı
-oğlum dershaneye gitmek ister misin?
Hemen kız aklıma geld, ahhh benim gelecekteki karım, bilgisayar kuşuum... 
-yoook anne yea, örtmen gerek yok bu sene didi, sen merak etmeee
Annemler tabiki önce bana inanmadı, çünkü adım çıktı bir kere. "internetlerden çıkmıyormuş bu USKA_??!!!" "ay inanmıyoruum" falan oldu herkes. Ama öğretmen de gerek yok deyince ben her okul çıkışı internete kızla konuşmaya gittim. 
Sohbetlerimiz o kadar güzel ki, arada birbirimize şarkılar yolluyoruz böyle saçma salak. 
- bak bunu dinle aşkım (aşkım dedim kıza....) Grup Hepsi- Kaç Yıl Geçti Aradan
-ayy tamam aşkım sen de buna bak 4 Yüz- Kız Kıza Gezelim
-çok güzelmiş abi
-seninki de aşkım
Tam bir dönem boyunca, sınav gününe kadar kızla konuştum, zaten sınavdan çıkınca direk yazlık ve o kız... Her şeyimi, aşkımı görecektim, sonunda havam olacaktı "baaak benim sevgilim var ehi ehi." diyebilecektim. 
Sınava girdim ama resmen sınav bana girdi. MEB resmen bana bu sınavla "götünü internet kafelerde qRup_HePsi_CeMRe ile büyüttün, ders çalışmadın dershaneye gitmedin. Al sana!" diyor gibiydi. Bütün dönemin cezasını bir sınavda çektim resmen, ama kendimce çok kötü değildi sınav. Matematikten bir kaç boşum vardı falan...
Kızla konuştuk, babasının yıllık izni almasına daha 1 ay varmış sonra geleceklermiş. Çok üzüldüm, yazlığa geldik ve o da ne?! Siteye internet kafe kurulmuş! Hemen annemde koşa koşa para aldım ve yaşıtlarım saklambaç oynarken ben olgun olgun internette sürtmeye başladım. Habire kızla konuşuyorum, her şeyim oldu konuşmazsma o günüm kötü geçer o derece. 
Derken kızın gelme tarihi belli oldu. 1 hafta sonra yazlıkta hayatımın aşkı. Ama tam geleceği gün sbs açıklanacak. 1 hafta nasıl geçti bilemedim, resmen saat yazdım tırnaklarımı yedim kız için ve beklenen gün geldi. Sabah uyandım, ilk önce sınav sonucuma bakarım ya da amaaan siktir et ya dedim internet kafeye gittim. Sonra sürem bitti ama annem balkondan bağırıyor. "eşşoleşeeek bak şu sınavınaaa" diye. Annem de indi aşağı kimliğimi alıp, hatırlıyorum Çağdaş Abi açtı kendi bilgisayarını ve sonucumu gördüm.. 
Her şey normal ama matematik 8 yanlış mı... Nasıl 8 şaka mı bu, üstelik hiç boşum yok gibi gözüküyor. Çağdaş abiye anlattım ağlayarak durumumu, ama nasıl ağlıyorum böyle artık ne gözyaşı kaldı bende ne sümük. Bütün seneni qRup_HePsi_CeMRe'ye harcadım tabi, böyle ödedim cezasını. Eğer dershaneye gitseydim optik doldurmayı daha iyi bilirdim, matematiği boşlardan sonra kaydırmışım. 
Tam ağlarken arkamdan bir el. Döndüm arkamı.
-merhaba USKA abi
Küçük bir kız gelmiş, ne alaka şimdi bu? Ağlıyorum kör müsün kızım ya... Kardeşim kadar bişeysin git salıncakta sallan allahım ya.
-canım işim var beni rahat bırak
-ama msnde öyle demiyodun yaaa
Şaka mı bu? Yooo yook, aynı dakikada iki şok birden kaldıramam ben. Hem sbsde kaydırdım, hem de qRup_HePsi_CeMRe isimli hayatımın kadını yazlıktaki sümüklü bebe mi çıktı..Hani benim havam, hani benim recebim recebiim modlarındayım laan!
-ben seninle mi konuştum tüm yıl!!
-evett her akşam hani Grup Hepsi'den bahsettik ya
-....
Bütün bir dönem bu kızı beklemişim meğer... Hayatımın aşkı dediğim kız, "sürpriiiiiiz adımızı göklere yazdırdık" diyen sümüklü bir bebekmiş... Meğer abi kelimesini hava olsun diye değil, bana gerçekten abi dediği için kullanıyormuş... O adeta etekleri uçuşan bir Marilyn Monroe idi... Karşımda sınav sonucum, arkamda bana aşık bir velet...
Kesinlikle kırmak istemem ben insanları, ama çok şaşırmıştım. Yani neydi bu, nasıl bir komploydu yahu. Bu kadar sürükleyici sohbet eden bu kız mıydı yani.
-canım benim, sen çok tatlısın ama ben seni kardeşim olarak görüyorum diye öyle her gün konuştum
-ama aşkım diyoduuuun
-çok seviyordum ya o yüzden (suratıma da yapıştırdım gülümsemeyi)
-ha anladıııım
dedi ve beni unuttu... Tüm yaz arkadaşlarıyla oynadı, kışın yaşadıklarımız onun için küçük birer anı ama benim için büyük bir hüsran oldu. O arkadaşlarıyla sümüklü sümüklü saklambacını oynarken, ben hem sbs acısı hem aşk acısıyla boğuştum.

Öyle iğrenç bir yıl oldu işte.

3 Mart 2013

Bir Yazlık Sorusu: Adil Amca Peri mi?

Küçükken herkesi sihirli zannederdim, özellikle de Adil Amca'yı!
Hangimiz küçükken kendimizi peri olduğumuza inandırmadık ki? Sihirli Annem'i izledik, kaç bölüm oldu hatırlamıyorum ama hep zevk aldık. Taci vardı bir tane, "bu köpek nasıl konuşuyor yahu?" demedik de "niye benim it konuşmuyor lan?!" dedik. Ellerimizi birleştirip yüksek sesle arkadaşımızın adını söyledik. "Xxxx periiii Xxxxx periiii" diye. Işınlanmaya çalıştık. Hah ışınlanmak demişken direk konuya giriyorum.
Her okul bitiminde pılımızı pırtımızı toplar, Karataş'a gideriz. Bizim yazlığımız falan yok, annem almak istemiyor. Kadının politikası çok başka "Niye her yaz aynı yeri göreyim ki?" diye düşünüyor ama annecim madem sen böyle düşünüyorsun neden Bodrum ya da Marmaris'te değil de yine Karataş'tayız? 
Her akşam arkadaşlarla yapacağımız şeyler belliydi küçükken. Bir kere saklambaç oynamadan bize ne rahat vardı ne bir şey. Arkadan hep bağırırdı ebe "Apartmanlara saklanmak yooook!" diye. Ama sanki inadına gidermiş gibi, hepimiz dama çıkardık. Damdan ebenin bahçeyi turlamasını, şaşkın bakışlarını görürdük, orada kahkahalara boğulurduk. Sonra ebe ön bahçeye gittiğinde hepimiz damdan çıkar, bahçeye iner ve merdivenin altına saklanırdık. Son bir bakış atar sonra da ebenin yumduğu duvara koşup "ebeeee" derdik. Her akşam bu döngü tekrarlanırdı, neyseki hiç ebe olmadım. 
Ancak bizim gülme sesimizden, "ebeee" diye bağırmamızdan site aşırı rahatsız oluyordu. Bazen balkondan, allah rahmet eylesin, kıllı bi amca çıkıyordu göbekli böyle "Yeter çocuklar tatile mi geldik sizi mi dinlemeye geldik!!" diye söylenir dururdu. İlk 5 dakika hepimiz ön bahçeye banklara gider, sonra birbirimize "sessiz sessiz oynayalım" diye söz verir ama sadece 1 dakika o şekilde kalırdık. Sonra yine kıllı göbekli amca ve ardından Adil Amca!
Adil Amca ile tanışmam saklambaç oyunuyla oldu işte. Kıllı amca gitmiş Adil Amcayı aramış biz oyuna devam edince, meğer o da sitenin ikinci yöneticisiymiş neymiş, geldi yanımıza.
- çocuklar apartmanların önünde oynamayın! 
- nerde oynicaz başkaaaa??
- gidin ön bahçede oynayın, rahatsız etmeyeceksiniz kimseyi!
- ama ön bahçede kumarcı teyzeler var onlar da kızıyoo ve hep diken var yaa ayağımız kanıyoo!
Hep bu cevabı verirdik ama hep Adil Amca kazanırdı, bahçeye giderdik. Tüm oyunumuzun içine tükürürdü, tek eğlencemizdi saklambaç. Site küçüktü biraz, ya apartmanların önünde oynamak zorundaydık ya da ön bahçede. Ama hep apartmanların önünde oynardık çünkü canımız su istediğinde hemen çıkabilirdik, apartmana saklanabilirdik, dama çıkabilirdik! Ön bahçe ise hep cehennemdi, bir kere aşırı sıcaktı. Sonra götleri sandalyeye yapışmış kumarcı teyzeler hep kızardı bize "yavrum yeter susun biraz." diye. Ve yerlerde dikenler olurdu, parmaklı terliklerimizin içine girer, ayağımızı kanatırdı.
Yine saklambaç oynamak için toplandık. Hepimiz kendimizi ajan olarak görüyorduk bu sefer, çünkü Adil Amca ve o nemrut suratına yakalanmamak zorundaydık. Biraz daha sessiz olmalıydık ve en önemlisi: Adil Amca neredeydi?
Hepimiz çamların arkasına eğildik, tüm siteyi göt korkusuyla turluyoruz. Adil Amca kesin dışarıdadır, çünkü bugün cumartesi, diye düşünüp durduk. Ve bingo! Adil amca ön bahçenin en köşesinde havuz yöneticisiyle beraber asma yapraklarını kontrol ediyor. Daha doğrusu bu işi havuz yöneticisi yapıyor, Adil Amca oturmuş onu izliyor.
- laaan Adil Amca oradaaa hayatta kalkmaz hadi oynayaaak
- kim saklambaç dedi??! ben size oyun moyun yok apartman önünde demedim mi?!
- Adil Amcaaaaaa???
Orada bayılabilirdim. Resmen şoka uğradık, Adil Amca ön bahçenin en ucundaydı, oturuyordu. Bizim olduğumuz yere nereden baksan 3 dakika yürümesi gerekirdi ve daha oyuna başlayalı 1 dakika bile olmadı. Ne oldu koştu mu bu adam, naaptı??
- benim ya ben, gidin hadi evinize görmeyim sizi burda!
Herkes korkudan altına sıçtı, hepimiz koşa koşa ön bahçeye gittik. Banklardan ortadakine oturduk, orta bank bizim acil durum masamızdı çünkü. Toplantılar hep o masada olurdu. 
- lan bu adam uzaylı mı?
- ya betüş perinin köpek olan babası benceee, ona da benziyor suratı pislik yaaa
- korkuyorum 
- korkma çünkü ben sanırım işedim
- ühüüüü!
O günden sonra sitede Adil Amca'nın adı periye çıktı, ya da sadece benim için adı öyle kaldı. Ama arkadaşlar sürekli söverler o pis suratlı adama. Nasıl bi suratı vardı öyle, hiç gülmüyordu; onu hiç gülerken görmemiştim. Hep kızarken görmüştüm, hep bir sinirlilik vardı suratında. Peri lakabı birden yok oldu, adı Nemrut'a çıktı. Geçen yaz yine gördüm Adil Amcayı, yaşlanmış biraz ve bu sefer gülüyordu. Bana gülerek selam veriyordu sürekli. O yaz aramızda bir bağ oluştu. Sevdim Adil Amcamı.
Ama hala meraktan ölüyorum:
Adil Amca yanımıza 1 dakikada nasıl geldi? Kesin peri o bak söyliyim.